Hep üst menfezlerden değil

Kuşlar girdikleri yerlerde hep üst delikleri ararlar, ama alt delikleri hiç araştırmazlar… Maalesef çıkış bulamadıkları için ölür giderler. Halbuki alt kısımlarda pek çok çıkış yerleri bulunur.

Aslında “selamet yolları” çoktur: “İşte size Allah tarafından bir nur ve hakikatleri açıklayan bir Kitap geldi. Onları izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yollara hidayet eder (hem o yolu gösterir hem de o yolda yürütür).”  (Maide Suresi, 5/15-16) Demek ki, ihlas ve takva ile Kur’an’a sarılanlara Cenab-ı Hak selamet yollarını gösterir ve oralarda yürümeleri için inayet ve nusret buyurur. Çareyi ve çıkış yollarını o toplumun önde görünenler bulmak zorundadır. Onun için de yukarıdan yukarıdan değil, tevazu ile gerekirse aşağıdan aşağıdan çareler düşünmeleri gerekir. Bu hususta bilgi, birikim ve imkân sahibi herkes de destek vermelidir. Hep tenkit, hep tenkit değil; esasen hep yol gösterici olmak lâzımdır. Efendimiz (S.A.S.)  “Ben insanlara müdâraatla da emrolundum” buyuruyor. Hendek Savaşında Efendimiz (S.A.S.) kuşatmanın uzayıp gittiğini, soğuk, kıtlık ve açlığın her gün biraz daha arttığını ve Müslümanları  bütün bütün sarstığını görünce, Gatafanlıların kumandanı Uyeyne bin Hısn ile Hâris bin Avf’a şu haberi gönderdi: ‘Müslümanları kuşatmadan vazgeçip, yurdunuza dönüp giderseniz, Medine’nin yıllık meyve mahsülünün üçte birini veririm.’ dedi.  Onlar ise, ‘Bize, Medine’nin  yıllık hurma mahsülünün yarısı verilmelidir’ dediler. Fakat, Peygamberimiz (S.A.S.) buna yanaşmadı. Bunun üzerine üçte bire razı oldular ve bir heyet halinde Efendimizin (S.A.S.) huzuruna çıkıp geldiler. Peygamber Efendimiz (S.A.S.) bu arada önce Ensar’ın reislerinden Sa’d bin Muaz işe Sa’d bin Ubâde’ nin görüşlerini öğrenmek istedi. Onlar önce, ‘Yâ Resulullah! Bu sizin arzu ettiğiniz bir şey midir? Yoksa, Allah’ın size emrettiği ve bizim de muhakkak yerine getirmemiz gereken bir şey midir?’ diye sordular. Efendimiz (S.A.S.) şu cevabı verdi: ‘Eğer Allah tarafından emir alsaydım, sizinle istişare etmez, gereğini hemen yerine getirirdim. Bu, kabul edip etmemekte serbest bulunduğunuz bir görüşten ibarettir.”  Bunun üzerine Sa’d bin Muaz Hazretleri ‘Yâ Resulullah!’ dedi. ‘Biz ve şu kavim, bir zamanlar Allah’a ortak koşar, putlara tapar, Allah’a ibadet etmez ve Onu tanımazken bile, bunlar misafirlik veya satın almak gibi durumlar dışında Medine’den  tek bir hurma yemeyi ummamışlardır. Şimdi Allah, bizi İslamla şereflendirdiği, onunla doğru yolu buldurduğu, seninle ve onunla doğru yolu buldurduğu, seninle ve onunla bize kuvvet bahşettiği bir sırada mı mallarımızı bunlara haraç olarak vereceğiz? Vallahi, bizim için böyle bir anlaşmaya hiç ihtiyaç yoktur. Allah, onlarla aramızdaki hükmünü verinceye kadar onlara sunacağımız tek şey kılıçtır.’ dedi. bu konuşmadan Efendimiz (S.A.S.) memnun oldu. Gatafan heyetine de, ‘Kalkıp gidiniz! Artık aramızı ancak kılıç halleder.’ dedi. Bunun üzerine Gatafan   heyeti Resulullah’ın (S.A.S.) huzurundan ayrıldı. Yolda, Hâris bin Avf, Uyeyne bin Hısn’a şunları söyledi: ‘Biz Kureyşlilere yardım maksadıyla Muhammed’e saldırmakla bir şey elde edemeyeceğiz. Vallahi, ben Muhammed’in işinin açık ve üstün bir iş olduğunu görüyor ve tahmin ediyorum. Vallahi, Hayber Yahudilerinin bilginleri, Harem halkından Muhammed’in sıfatında bir peygamberin kitaplarında yazılı bulduklarını söyler dururlardı…”

Meselemize dönecek olursak, Hizmet-i imaniye ve Kur’aniye için, irşad yolları hakkında dertlenip sancılar çekilmesi iktiza ediyor. Hem de her çare ve menfez araştırılarak…  Unutmayalım ki, en mühim buluş ve keşifler, savaş zamanları gibi en sıkıntılı ve en zor zamanlarda gerçekleşmiştir. Niçin? Çünkü bütün fıtrî kabiliyetliler çözüm ararken, bir nevi fıtrî, istidadî, ızdırarî dua halinde bulunuyorlar demektir.  Allah da bu gayretlere ve mânevî dualara çözüm olarak ilham buyurur. Bazan problemler, dertlenişe göre rüyalarda bile çözülebilir… Bir zamanlar PM dergisinde bu hususta bir iki yazı çıkmıştı. Dergi, ‘problemlerinizi rüyalarla çözünüz’ diye bir konu üzerinde duruyor. Bir misal olarak, bir sayısında bir cümle vermiş.  “Bu cümlenin bir özelliği var. siz yatmadan önce üzerinde çalışın, uykunuz gelince de mesele devam edebilir, rüyanızda çözebilirsiniz. Çözenler bir mektupla bize ulaşsınlar”  meâlinde bir şeyler teklif etmişti. Öbür sayısında da çözümle ilgili birkaç rüya yayımlanmıştı. Bunlardan birisinde okuyucu diyor ki: “Cümle üzerinde düşünürken uyumuş kalmışım. Rüyamda bir salonda bulunuyorum. On üç tane masa var. Birinci masada bir kişi, ikincide iki kişi, üçüncü de üç kişi… on üçüncü masada da on üç kişi oturuyordu. Uyanıp, cümleye tekrar baktığımda cümlenin on üç kelimeden ve birinci kelime bir harf ikinci kelime iki harf… on üçüncü de on üç harften meydana geliyordu. Özelliği bu imiş…

Şimdi, sadece bir cümledeki özelliği keşfetmek için bile insan meselenin üzerine düşünce böyle çözümler olduğuna göre acaba insanlık adına iman ve Kur’an  hakikatları ile ilgili meselelerde dertlenip çözüm için sancı çekersek Cenab-ı Hak hiç çözümsüz bırakır mı? O’na (c.c.) çok güvenelim…

Veciz bir sözde “Aramadın ki, bulasın.” deniliyor. Cenab-ı Haki her derde bir deva yaratmıştır. Elbette ölüm ve ihtiyarlık müstesna…

Kur’an-ı Kerim, hadis-i şerifler üzerine pek çok sempozyumlara katılan bir arkadaşımız “Efendim, hiç yeni bir şey göremiyorum. Hep nakiller veya orijinalite yapmak için zorlamalar var. Sadra şifa taptaze, yepyeni hoş ve güzel yorumlarla karşılaşamıyorum!” deyince ona “Dertlenme yok… Fişlemeler ve nakiller var. Bunlar herkesin yapabileceği şeyler. Gerçekten ‘Cenab-ı Hakk’a günümüzde bizden beklediği nedir? Bu âyet, bu hadis bize neyi ifade ediyor?’  hassasiyet ve titizliğiyle meseleler ele alınsa, herhalde hepimiz istifadesine çok güzel cevherler  ortaya çıkar.” denilmişti. İşin hakikatı da bu…

Yorum Yaz

Yorum yapılmamış

Henüz yorum yapılmamış!

Henüz hiçbir yorum yapılmamış. Ama bu habere ilk yorum yapan siz olabilirsiniz.

Yorum Yaz
Yorumları Gör

Yorum Yaz

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.
İşaretlenen alanların doldurulması gereklidir*