Yepyeni bir Çağıldayan

Çağlayan dergisinin  Mart 2018 sayısı çıktı. Kapağında da:

“Tasaya ne gerek bu  muvakkat bir hazandır,

Geldiği gibi savulacağı da ayandır;

Geceyi nehar, kışı da bahar takip eder,

Bu, değişmeyen âdet-i Rahîm u Rahman’dır.”

“Kendiyle Yüzleşmek Peygamber Ufku-2”  başlıklı başyazıda M. Fethullah Gülen Hocaefendi, Peygamberlerin  ufkumuzu aşan Hakla münasebetlerini, kendileriyle yüzleşmelerini ve masum olmalarına rağmen Hak kapısındaki temkin üstü temkin edâlı iç çekişlerini anlatıyor. Sonra da, “Zannediyorum Cenab-ı Hak basiretimizi açsa, bize kendimizle yüzleşme duygusunu lütfetse, deyip ettiklerimizin ne kadar gerisinde olduğumuzu görecek ve iki büklüm olacağız. Ama heyhat!  Kapalı kalbimizin o şuur ve idrake; kapalı da kendimizi gördüğümüz kadar görülecekleri görmüyoruz. Gel gör ki, bu arada kendimizi bir şeyler biliyor sanıyoruz. Hele öyle sananlar var ki, bilmiyorlar bilinecekleri ve biliyormuşçasına çalım çakıyor, âleme yukarıdan bakıyor, batıyor ve batırıyorlar şuursuz kitleleri. Allah, cehl-i mük’ab darlığında bocalayan bu insan bozmalarına hayvaniyetten çıkma, cismaniyetin güdümünden sıyrılma ve kalbî –ruhî hayata yönelme basireti lütfeylesin. Âmin!..” diyor.

Dr. Furkan Tekin “Sosyal Travmalarla Başetme Yolları” başlıklı yazısında, Dünya Sağlık Örgütü 2004 yılı verilerine göre depresyonun, insan sağlığını olumsuz etkileyen en önemli unsurlar arasında tesbit edildiğini söylüyor, başetme yollarını da anlatıyor.

“Okyanus Karanlıklarında Saklı Cennet… Dev Tüp Solucanı” başlıklı yazısında Kadir Fırtına, Cenab-ı Hakkın, gözlerden uzak okyanus diplerindeki hayret ve hayranlık veren harika icraatlarına ışık tutuyor.

Prof. Dr. Suat Yıldırım Hocamız, İslamın, bütün kainatın dini olduğunu bütün derinliği ile bu sayıda ele alıp incelemiş ve yazısını şöyle noktalamıştır:

“Dünyanın en ünlü hukuk âbidesi kabul edilen Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi, hak ve adaleti en güzel özetleyen hukuk vecizelerinden biri olan Kur’an-ı Hakimin şu âyetini duvarının cephesine 26 Ocak 2013 tarihinde yerleştirme kadirşinaslığını göstermiştir: ‘Ey iman edenler! Haktan yana olup var gücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin! Bu hükmünüz ve şahitliğiniz isterse bizzat kendiniz, anneniz, babanız ve yakın akrabalarınız aleyhinde olsun. İsterse onlar zengin veya fakir bulunsun.’ (Nisa Suresi, 4/135) Müslümanların dünyada İslam’ı iyi temsil edemedikleri bir zaman diliminde, ilgililerin bu davranışı, bir taraftan onların objektif tutumlarını, öbür yandan Kur’an’ın mucize olduğunu bizâtihî, tek başına göstermesi olarak değerlendirilmelidir.”

“Bitkilerin Ömürleri Ve Kainat Kitabını Okuma” başlıklı yazısında Prof. Dr. Atıf Yorulmaz, yorulmaz cehd ve gayretiyle bizleri derin hikmetlere taşıyor.

Prof. Dr. Şerif Ali Tekelan, bir tabip olarak “Tıp Ve Sosyal Bilimler Arasındaki Benzerlikler” başlıklı yazısıyla, sosyal problemlere getirilecek çözümler üzerinde duruyor.

“Kalbin Zümrüt Tepeleri” ne istidrak olarak yazdığı “Âbid, Zâhid, Aşık-2” başlıklı yazısında Muhammed Fethullah Gülen Hocaefendi, bu üç tabiri derinliğince enfes ifadelerle ele alıp bizi iç dünyamızda engin ufuklara götürüyor.

Prof. Dr. Ömer Serranur “Hacamat  Hangi Hastalıklarda Tavsiye Edilir?” başlıklı yazısında bir tabib hassasiyet ve teennisiyle Hacamat hususunda bilip bilmediklerimiz  hatta yanlış bildiklerimiz üzerinde durarak bizi temkine davet ediyor.

“Muharrem Kalyoncu” başlıklı yazıda merhum Muharrem Ağabeyimizden bahsedilerek hem hizmetin geçmişi hakkında bilgi veriliyor hem de ibret ve ders olabilecek hususlara temas ediliyor.

Muhammed Fethullah Gülen Hocaefendi’nin bu sayıda da “Kalmadı Dizimde  Takatim” Münâcâtı ile “Senin Bakışın”  Naatı var.  Münâcât, bir yakarış olmakla beraber, süreçte olanlara işaret ederek feryad halinde gönülden geçenlerin de bir şerhini ifade ediyor. Frekansı tutan herkesi inletecek bir iç yangını… Naat ise, Efendiler Efendisiyle (S.A.S.) yüz yüze  yapılan  inceden inceye bir muhasebe lezzetini hissettiriyor. Doku uyumu olanlar elbette bu ifadelerden çok nasipdar olacaklardır.

Nuh Yılmaz, her yanımızı saran Radyasyona dikkat çekerek korunma yolları üzerinde duruyor.

Dr. İbrahim Nacakcı, Necmeddin-i Kübra silsilesinden Kübrevî bir yıldız olarak Necmeddin-i Dâye’yi anlatarak İslâm dünyasını bilhassa Anadolu’yu aydınlatan bir tasavvuf  büyüğümüzü bizlere tanıtıyor.

Bilim Ve Teknoloji bölümünde iki mesele ele alınmış. Birincisi “Örümceğin ölümcül zehri, felç tedavisinde kullanılabileceği” hususu… Kur’an-ı Kerim’de de Ankebut (Örümcek) Suresinde güzel bir temsil var: “Allah’tan başka hâmî, sığınacak tanrı edinenlerin durumu, tıpkı kendine ev yapan örümceğin haline benzer. Halbuki en kötü ve çürük ev, örümcek evidir. (Mekke Müşrikleri) keşke bu gerçeği bilselerdir.” (Ankebut Suresi, 29/41)  Bu âyette dört husus var. Birincisi bu ayet Mekke’de nâzil olmuştur. Efendimiz (S.A.S.) Mekke’den Medine’ye hicret ederken onu takip eden müşrikler  saklandığı mağaranın önüne kadar gelmiş ve örümceğin ördüğü zayıf ve çürük bir ağa mağlup olmuşlardır.  İkincisi, örümcek evi, ev olarak çok zayıftır. Ama ip olarak, kendi  inceliğindeki çelik ipten bile yedi kat daha sağlamdır. Eğer Kur’an beyt  (ev) yerine hayt (ip) deseydi büyük itiraz olurdu. İfadeler çok dikkatlidir. Asırlar sonra ortaya çıkacak gerçeklere asla ters düşmez. Üçüncüsü; “İttehazet” (dişiler için bir fiildir.) Yani örümcek ağını ören dişi örümcektir. Binlerce örümcek türü incelenmiş hep dişilerin ördüğü görülmüştür. İttehaze (erkekler içindir) denilmiş olsaydı yine problem çıkardı. Ama İlahî kelam dikkatlidir. Dördüncüsü; bu temsil harikadır. Çünkü Allah’tan başkasına sığınanların durumu örümcek ağına sığınan sineklerin durumu gibidir. Dişi örümcek evine gelen erkek örümceğin telkihten sonra bile kolunu bacağını koparıp yer. Onun için ev ve ağ olarak hiç sığınılacak bir sığınak değildir. Madem Kur’an  örümcekten bahsetmiş elbette üzerinde durulup araştırmalar yapılacaktır. Zehri ilaç yapan dozunun ayarlanmasıdır.

Bilim ve teknoloji ile ilgili İkinci husus “İklim Değişikliklerinde İnsanın Rolü” Kontrol edilemeyen orman yangınları, sanayileşme devrinde ortaya çıkan zararlı gazlar atmosferimizi kirletiyor ve iklim değişikliklerine de sebep olabiliyor…

İşte yeni Çağlayan dergisinden bazı özetler… Hem okuyalım… Hem müzakere edelim… Okuduğumuzu  dokuyalım…  Hem tavsiye edelim. Yeni aboneler bulalım.

Yorum Yaz

Yorum yapılmamış

Henüz yorum yapılmamış!

Henüz hiçbir yorum yapılmamış. Ama bu habere ilk yorum yapan siz olabilirsiniz.

Yorum Yaz
Yorumları Gör

Yorum Yaz

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.
İşaretlenen alanların doldurulması gereklidir*