Soğuk Savaş çıkar mı?

Cumartesi günü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Kırım’daki referandumu geçersiz ilan eden karar tasarısı Rusya’nın vetosuyla reddedilmeden önce konuşan Büyükelçi Vitali Çurkin, Moskova adına ilginç bir argüman kullandı.

 

Kırım’ın 18. yüzyıldan 1954’e kadar Rusya ve Sovyetler’e ait olduğunu söyleyen Çurkin, bu topraklara Ukrayna’nın sahip olmasını kısa bir tarihsel anomali olarak nitelendirdi. Ancak Rusya dışındaki 14 Konsey üyesinden birini dahi ikna edemedi. Çin bile çekimser kaldı. Fransız Büyükelçi Gérard Araud, Rus meslektaşına Kırım’ın üç asır da Türk (Osmanlı) idaresi altında olduğunu hatırlattı.

Hiçbir tarihsel argüman, uluslararası hukuku hiçe sayarak bağımsız bir ülkenin topraklarına çökmeyi meşru kılamaz. Kırım halkının çoğunluğunun Rus kökenli olması ve referandumdan Rusya’ya ilhak kararı çıkması dahi bunu değiştirmez. Peki, Moskova Ukrayna’da neden böylesine zorlayıcı bir hamle yaptı? Bundan Obama yönetiminin zayıf dış politikasını sorumlu tutanlar az değil. Rusya toplarını Ukrayna’ya doğrultmuşken, Washington’daki Obama muhalifleri de Beyaz Saray’ı bombardımana tutuyor şu sıralar. Acaba ne ölçüde haklılar?

Başkan Barack Obama’nın, savaşın sıcak olanı şöyle dursun, soğuğuna bile soğuk duracağından emin olabilirsiniz. Yani Rusya’nın artık neredeyse mukadder olan Kırım ilhakının ardından yeni bir Soğuk Savaş çıkması zor. Zira ne Amerika eskisi kadar kavgacı, ne Ruslar Sovyet devrindeki kadar güçlü. Ve dünya ekonomisi hiç olmadığı kadar birbirine bağımlı.  

HALK MACERA İSTEMİYOR

Obama, Washington dış politika elitinden çoklarını kızdırsa da, uluslararası maceralara atılmama hususunda Amerikan halkının kayda değer desteğine sahip. CNN’nin son bir anketine göre başkanın Ukrayna krizinde şahin olmayan tutumunu onaylayanlar (yüzde 46) onaylamayanlardan (yüzde 43) fazla. Halkın dörtte üçten fazlası Ukrayna’ya askerî yardıma bile ‘hayır’ diyor. Dünya da Amerika’nın eline savaş baltalarını almasından hoşlanmıyor. Son olarak Afganistan ve Irak’ta bunun neticelerini herkes gördü. Pew araştırmasına göre dünya halkının yüzde 52’si ‘ABD kendi işine baksın’ diyor. Kaldı ki Suriye’de ‘kırmızı çizgi’sinin bile çiğnenmesine göz yuman Obama, Kırım için başını belaya niye soksun?

Washington, Kırım vakasının liderliğine ciddi bir sınama olduğunun farkında. Ama uykuları da kaçmıyor. Nitekim Başkan Obama ve yardımcısı Biden, kriz sürecinde bahar tatiline çıkmaktan geri durmadı. Hatta ikisi aynı anda tatil yaptı. Şimdi de Kongre tatilde. ABD açısından varoluşsal bir tehlike yok. Amerikalılar doğrudan tehdit olmadığı sürece, askeri ve ekonomik risk ve yükümlülüklerin altına girmeye eskisi kadar meraklı değiller. Mesela Kongre’de görüşülen Ukrayna’ya yardım paketinde yer alan ABD’nin IMF’ye borç garantileri verme kısmına bir kısım Cumhuriyetçiler karşı çıkıyor. Pamuk eller Soğuk Savaş’taki kadar cebe gitmiyor. ABD ekonomik güvenliğini dünyaya nizamat vermekten çok daha fazla önemsiyor.  

RUS-AMERİKAN BALESİ

Başkan Clinton, Bush ve Obama dönemlerinde ABD, Rusya’yla ortak noktalar aramaya gayret etmişti. 2009’da Obama’nın Rus Başkan Dmitri Medvedev’le başlattığı ‘reset’ politikası karşılıklı meyveler vermişti. Bunlar arasında nükleer silahların kontrolü anlaşması, Amerikan askerlerinin Afganistan’a intikaline gösterilen kolaylıklar, İran’a yaptırımlara Rusya’nın fazla karşı çıkmaması ve ABD’nin Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütü’ne girmesine yardımcı olması vardı. İlginç olan, Rusya’nın 2008’de Güney Osetya’nın kontrolü için Gürcistan’la savaşmasının ardından bu açılımın gerçekleştirilmiş olması. Washington Post, Ukrayna krizinden sonra da muhtemelen benzer bir davranış uman Putin’in bu kez elinin boş bırakılması çağrısı yaptı. Ancak özellikle İran ve Suriye’de Moskova’ya ihtiyacı olan Beyaz Saray’ın köprüleri tamamen atması zor.

Putin, 2012’de başa geldikten sonra, Obama’nın Rusya’yla vaziyeti idare etmesi zorlaştı. Moskova’nın NSA ihbarcısı Edward Snowden’e kucak açması ilişkilerde önemli bir kırılma noktası oldu. Putin’i rahatsız eden şeylerin başında ise ABD ve Avrupa’nın yumuşak gücünün etkisiyle eski Sovyet coğrafyasının yüzünü hızla Batı’ya çevirmesi geliyor. Mesela Gürcistan ve Ukrayna, NATO’ya göz kırpıyor. Putin’in Büyük Rusya’yı diriltme ideali, gün geçtikçe tehlikeye giriyor. İşte bu nedenle Ukrayna’daki Rus yanlısı rejimin ABD’nin de desteğiyle devrilmesinin ardından, Putin en azından Kırım’ı Batı’ya kaptırmama gayesiyle hamle yaptı. Moskova ‘reset’ sürecinin ABD’ye stratejik getirisinin daha fazla olduğuna hükmetmişe benziyor.

Amerikan diplomasisi referandumu engellemeye odaklandı ama başaramadı. Hedefleri, Kırım krizini uzun zamana yaymak gibi. Zira alevli bir ihtilaf, global ekonomiye zarar verebilir. Obama krizin başından bu yana Rusya’ya bu işin ‘bedel’leri olacağını söyleyip duruyor. Askeri değil; stratejik, diplomatik ve ekonomik maliyetleri kastediyor. Rusya’nın en büyük stratejik kaybı, Batı’ya iyice yanaşacak Ukrayna olacaktır. Bu arada Putin rejimi çeşitli ambargo ve yaptırımlarla zorlanacaktır. Yalnız bunlar felç edici dozajda olmayacaktır. Çin’in Güvenlik Konseyi’nde çekimser oy vermesi ise Batı’nın Rusya’yı yalnızlaştırma stratejisi adına önemli bir kazanım oldu.

Türkiye, Kırım’da bir askeri ihtilafta jeo-stratejik konumu itibarıyla çok kilit rol oynayabilecek bir NATO üyesi olarak ABD ve Batı için değerli. Ama diplomasi sürecinde ana değil kenar masalarda oturuyor. Ankara enerji bağımlılığı nedeniyle Rusya’dan, güvenlik ve stratejik bağımlılığı nedeniyle ABD ve NATO’dan vazgeçemez. Kaldı ki, iç siyasi ve ekonomik sorunlarla boğuşuyor. Krizin fazla büyümemesi ve askeri boyut kazanmaması Türkiye’nin de lehine.

Write a comment

No Comments

No Comments Yet!

Let me tell You a sad story ! There are no comments yet, but You can be first one to comment this article.

Write a comment

Only registered users can comment.