Gerçek bayram, vifak ve ittifak

Ramazan inanan insanları farklı, renkli ve zengin enstrumanlarıyla bir kere daha gelip uyarıp, uyandırıp ve arındırıp gitti. O muhteşem şehr-i Ramazan geldiğinde “hoşgeldin” demiştik hep beraber. Ümit ederiz ki bizi “hoş bulmuştur” ve hoş bırakarak ayrılmıştır bizlerden. Ümid edilir ki Kadir gecesindeki ‘83 senelik bir manevi ömrü’ kazananlardan olmuşuzdur.

Ramazan bayramı şüphesiz müslümanların bayramı. Bayram!. Afrika`ya mı? Somali`ye, Kenya`ya, Uganda`ya, Libya`ya, Suriye`ye, Yemen`e mi? Yoksa Sudan`a mı, Tunus`a mı, Ürdün`e, Cezayir`e, Afganistan`a, Kuzey Irak`a, Doğu Türkistan`a, Burma`ya, Libya`ya mı, Filistin`e mi? Görüyormusunuz ülkecikler saymakla bitmiyor. Müslümanları nasılda param parça etmişler. Bu ülkelerde bayram var diyebilirmiyiz? Peki kimin bayramı bu bayram? İslam dünyasının hal-i pür melaline bakınca insan kahroluyor. Müslümanlar tarih boyunca bu kadar acziyet içine düşmemişti ve düşürülmemişti. İnanan insanların izzetleri bu kadar ayaklar altına alınmamıştı. Müslümanların haysiyet, onur ve gururlarıyla hatta daha da önemlisi sahip olduğu değerleriyle bu denli alay edilmemiş ve oynanmamıştı. Hangi bayram ve nerede?

İslam dünyasının bu günkü içler acısı haline bakınca bayram sadece adıyla bayram oluyor. Alem-i İslam bir buhranlar anaforunun tam göbeğinde. Bir tarafta açlık ve sefalet, bir tarafta terör ve kitaller. Bir başka coğrafyada asırlık sömürüler, ihtilaller, işgaller, işkenceler, türlü türlü illetler, bin bir türlü zillet ve mezelletler. Bir tarafta cehalet diğer tarafta iftirak ve fakirlik. İslam dünyasının başında sayısız bela ve musibetler, tahammül fersah denaet ve şenaetler. Bütün bu musibetler toptan gelmiş islam dünyasının başına çöreklenmiş. Böylesine sisli dumanlı bir atmosferde bir bayrama daha ulaştı mazlum, mağdur ve çaresiz müslümanlar…

Kendi ülkelerinde, doğdukları öz vatanlarında parya yaşayan, yıllarca batının eline mahkum bırakılan müslümanlar… Asırlarca bölücü unsurların, sömürü zihniyetinin, ırkçı mülahazaların pençesinde, etnik çatışmaların tezgahında paralandı koca bir İslam dünyası. Birlik ve dirlikten mahrum, perişaniyet ve acziyete mahkum bir İslam Birliğinin kubbesi yıkılalı asırlar oldu. Yıkılan bu şanlı kubbenin altında bir insanlık abidesi de yıkıldı gitti. Hak, hukuk ve adaletin bendi yıkıldı. Huzur ve barış yıkılan bu kubbenin enkazı altında kaldı. Sevgi, saygı höşgörü de bu çöküntüden nasibini aldı. Dünyanın barış adasını temelinden dinamitleyip tarihin derinliklerine gömdüler veya gömdük. Ve o gün bu gündür islam dünyası perişan ve derbeder.

İslam dünyasının en temel sorunu iftirak olarak karşımıza çıkıyor ve diğer belalar hemen arkasına diziliveriyor. Fakirlik, cehalet, ön yargı, yalan, enaniyet, haset, kin ve nefret diğer Allahın belaları. Coğrafi, siyasi, ekonomik, kültürel, eğitim, sosyal, tarihi, milli, dini velhasıl her alanda bir parçalanmışlık içerisindeyiz. Sıhhatli bir vücut dışarıdan gelen mikroplara karşı direnç gösterir. Ama malesef İslamın bünyesi yara bere içinde can çekişmektedir. Onun için koca Hünkar Yavuz Sultan Selim;

“Milletimde ihtilâf ü tefrika endişesi
Kûşe-i kabrimde hatta bî karar eyler beni
İttihadken savlet-i a’dayı def’e çaremiz,
İttihad etmezse millet, dağdâr eyler beni” der.

Milliyetçilik müslümanların içine sokulmuş ayrı bir illet. İftirakı tetikleyen, ittihadın kolunu kanadını kıran ayrı bir bela. İslam dünyası bunca belaların ağında inlerken, müslümanlar Osmanlı`nın bakiyesi Türkiye`nin gözünün içine bakıyor ve bekliyor. Bugün mevcut kürt sorunun altında yatan önemli sebeplerden biri de işte yine budur. İslam coğrafyasında kardeşi kardeşe kırdıran yine bu hastalıktır. Bakın büyük şair ne güzel özetliyor bu hastalığı.

Küfr olur başka değil, kavmini sürmek ileri.
Arap’ın Türk’e, Laz’ın Çerkez’e yahut Kürd`e,
Acem`in Çinli`ye, rüçhanı mı varmış nerede?
Müslümanlık`ta anasır mı olurmuş ne gezer,
Fikr-i kavmiyeti telin ediyor Peygamber.

Yahya Kemal ise,


Memleket bitti yine bitmedi hâlâ sen ben,
Bize bu hal ile bizden büyük olmaz düşmen. der…

Yarınlar adına milletimiz, bütün müslümanlar ve topyekün insanlık adına bir umut var elbette. Bir mum macerasıyla eriyip giden ve gelecek bahar ve gerçek bayram için kaneviçesini inançla, sabırla ve sadakatle ören gönül er(en)leri var dünyanın dört bir yanında. İnsanlığın hakiki saadet ve mutluluğu için, barış ve huzuru için ‘her şeye’, ‘her türlü şerre’, ‘herkese’, ‘her yol kesene’ rağmen çırpınıp duran, doğru bildikleri yoldan milim dahi şaşmayan ‘yiğit oğlu yiğitler’ ve ‘er oğlu erler’ var. İşte bu yeniden dirilişin müjdecisi, gelecek bahar muştusunun habercisi, muhterem Fethullah Gülen Hocaefendinin bu asırlık yaraya parmak basan enfes bir yorumuyla noktalayalım.

“Bizim en büyük problemimiz, bizi birbirimize bağlayacak tutkal mahiyetindeki çok önemli bir dinamik olan dini değerlendiremeyişimiz olmuştur. Bediüzzaman Hazretleri, maruz kaldığı zulümlere rağmen hiç kimseyi zerre kadar incitmemiş, “intikamımı alın” dememiş; hatta kendisine o teklifte bulunanlara şöyle cevap vermiştir: “Türk milleti asırlardan beri İslâmiyet’in bayraktarlığını yapmıştır. Çok veliler yetiştirmiş ve çok şehitler vermiştir. Böyle bir milletin torunlarına kılıç çekilmez. Biz Müslümanız, onlarla kardeşiz, kardeşi kardeşle çarpıştıramayız. Bu şer’an caiz değildir. Kılıç, haricî düşmana karşı çekilir. Dâhilde kılıç kullanılmaz.” İşte bu sâlim düşünce herkese mal edilmeliydi ama maalesef bu hususta muvaffak olunamadı”.

“Öyle ise, ey ebed yolunun yolcuları! Nâmütenahî bir zaman içinde beraber olacağınız kimselere karşı, davranışlarınızı ayarlarken, dünya ile biten kin ve nefretlere, hodgâmlık ve hasedlere göre değil; buradan intikâlle başlayan ebedî âleme göre ayarlayınız! Ayarlayınız da, şu dirilişimizi yozlaştırmayınız! Ve kat’iyyen biliniz ki, bu büyük kavgada mücadelenizin hakikî hedefini tayin etmedikçe, gerçek hasımlarınızın elinde oyuncak olmadan kurtulamayacak ve muvaffakiyet ümit ettiğiniz her yerde hüsrâna maruz kalacaksınız…! Öyle ise gelin! Gören, Bilen ve Nigehbân olanın huzurunda ahd ü peymanda bulunalım! Millet ve mâzî düşmanlığı ölsün, bizler, o mezarın başında ister imam olalım, ister mezarcı…

Bu kasvetli bulutlar gitsin, bir güneş doğsun, ister sultan olalım, ister dilenci..!”

Write a comment

No Comments

No Comments Yet!

Let me tell You a sad story ! There are no comments yet, but You can be first one to comment this article.

Write a comment

Only registered users can comment.