ALİ H. ASLAN – Obama yönetimi nasıl davranmalı?

Obama yönetimi nasıl davranmalı?

Türkiye’nin demokratik kazanımları 17 Aralık sürecinde hızla erirken, Washington’daki ‘Obama yönetimi nasıl davranmalı?’ tartışması da giderek kızışıyor.

Türkiye ve bölgeyi yakından takip eden Amerikalı uzmanlar, Beyaz Saray’ın Erdoğan hükümetine cılız tepkisine karşı seslerini giderek yükseltiyorlar. Medya da bu havada. Tartışma henüz tamama ermiş değil ve sonucu belirsiz. Ancak Ankara’yla ilişkilerin acilen yeniden tanımlanması yönünde Obama yönetimine içinden ve dışından ciddi telkinler geldiği muhakkak.

 

Bush ve Obama döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı üst düzey yetkilisi olarak Avrupa ve Avrasya’daki insan hakları ve demokrasi mevzularını takip eden Susan Corke’a göre, ‘ABD’nin Türkiye’nin iç demokratik sorunları hakkında fazla konuşmama problemi yeni değil’. Perşembe günü Freedom House’da bir panele katılan Corke, ABD’nin şimdiye dek ‘stratejik’ ve ‘pragmatik’ sebeplerle insan hakları ve demokrasi konularında hep temkinli konuştuğunu söyledi.

Corke’a göre, Bush yönetiminin ‘insan hakları alanındaki negatif şeyleri görmezden gelmesi’nde Irak Savaşı çok etkili oldu. Obama yönetiminde de önce Irak sonra Suriye gibi konulardan dolayı bu tutum devam etti.  Başkan Barack Obama, Başbakan Erdoğan’la sıcak bir ilişki geliştirdi. O kadar sık görüşüyorlardı ki, kimileri ‘Obama’nın Türkiye masası sorumlusu gibi davrandığı şakasını yapıyordu’. Bu nedenle AK Parti iktidarı ‘artan oranda otoriterleşmesi’ne rağmen ABD, Türkiye üzerindeki ‘manivela kabiliyetini’ kaybetti. Corke, Gezi’deki toplumsal tepki patlamasına yönetimin ‘tamamen hazırlıksız’ yakalandığı kanaatinde. Son krizde de ‘ne yapacağını bilemeyen’ Beyaz Saray, Türkiye’yle ilişkisine ‘yokmuş gibi davranma’ (ignore) muamelesi yapıyor.

‘AÇIKÇA KONUŞMA ZAMANI’

Freedom House tarafından geçen hafta yayınlanan özel raporda, ABD’nin Türkiye’nin iç sorunlarında başını böylesine kuma sokmasının risklerine işaret ediliyordu. 17 Aralık krizi vuku bulmadan Birpartisan Policy Center da kapsamlı bir rapor yayınlamış, Türkiye kadar stratejik önemi haiz bir ülkedeki olumsuz iç gidişattan sarf-ı nazar edilemeyeceğini savunmuştu. ‘Obama yönetimi Türkiye demokrasisine tehdidin ciddiyetini idrak etmekte çok yavaş kaldı.’ diyen Freedom House Başkanı David Kramer, ABD’nin tepkisinin yeterince üst düzey makamlardan gelmediğinden yakındı. Avrupalılar son krizle doğrudan iştigal ettiği ve açıktan bir şeyler söylediği halde, Obama yönetiminin ‘zor konulara’ girmediğine işaret etti. Kramer, “Açıkça konuşma zamanı geldi.” dedi.

Council on Foreign Relations (CFR) uzmanı Steven Cook da ABD’nin konuşma vaktinin gelip de geçtiği kanaatini taşıyanlardan. Başkan Obama ile Başbakan Erdoğan’ın katıldığı G-20 zirvesinde ‘dost acı söyler’ kabilinden bir hamle adına önemli bir fırsatın kaçırıldığını düşünüyor. Cook, Washington’da Türkiye’nin stratejik değerinin abartıldığı, dolayısıyla ABD’nin sert çıkış yaparsa fazla zarar görmeyeceği düşüncesinde olanlardan.

Washington ahalisi, Türkiye’de Amerikan karşıtı komplo teorileri gırla gidiyorken, yönetimin çıkışının fayda mı zarar mı getireceği ihtimalini de değerlendiriyor. Freedom House panelistlerinden gazeteci Andrew Finkel, komplo teorilerinin söylenmesi gerekenlerin söylenmesine engel olmaması tezini savundu. Finkel, ekonomideki kırılganlıklardan muzdarip bir ülke olan Türkiye için uluslararası camiadaki prestijin önemine işaret etti. Global piyasalardaki güvenin sarsılmasının Türkiye’yi ciddi sıkıntıya sokabileceğini ifade eden Finkel, en büyük manivela kabiliyetine ‘piyasalar’ın sahip olduğunu kaydetti.  

Amerikan Çağdaş Alman Araştırmaları Enstitüsü (AICGS) tarafından cuma günü Carnegie’de düzenlenen uluslararası konferansta da ABD’nin tavrı gündeme geldi. Lehigh Üniversitesi’nden Henri Barkey, Ankara büyükelçisi hedef alındığı halde ciddi bir şey söylemeyen Obama yönetiminin ‘şapşal’ bir görüntü verdiğini söyledi. Analist Suat Kınıklıoğlu ise Türkiye’de olanların ABD için sadece ikili ilişkiler değil daha geniş coğrafya adına önemini vurguladı. Türkiye demokraside başarıya ulaşırsa başka Müslümanlar için de ‘umut’ vesilesi olacak. Otoriterleşme istikametine kayması ise, o coğrafyaya verilebilecek ‘en kötü mesaj’. İslam toplumunda demokratik değerlerin yaşayabileceğine dair ümitler azalırsa Batı’yı tehdit eden radikal eğilimler de güçlenebilir.

İÇERİDE MANEVRA İÇİN DIŞİŞLERİ’NDE ESNEKLİK  

Henri Barkey, uluslararası baskıları azaltmak isteyen hükümetin önümüzdeki dönemde özellikle İsrail ve Kıbrıs sorunlarında daha esnek tutum sergileyebileceği kanaatinde. Nitekim Ada’da bir diplomatik hareketlilik var. Ankara ile Tel Aviv’in Mavi Marmara tazminatı konusunda anlaşmaya yakın olduğu haberleri geliyor. Türkiye’nin ne Kıbrıs Rum Kesimi ne de İsrail’le birdenbire bahar moduna girmesi zor. Ama içerideki siyasî hedeflere ulaşana kadar pekâla ümitleri canlı tutacak şeyler yapılabilir. Bu bağlamda, ABD’yi çok rahatsız eden Çin füzesi alımı meselesinde hükümetin geri adım atma ihtimali göz ardı edilmemeli. Hatta Heybeliada Rum Okulu’nun başına devlet kuşu konabilir.  

İçerideki demokratik denge-kontrol mekanizmalarını bir bir işlevsizleştiren ve hâlâ kayda değer halk desteğine sahip görünen iktidar partisi, maksimalist güç temerküzüne başta ABD ve Avrupa uluslararası camianın zorluk çıkarabileceğinin farkında. O nedenle gerek Brüksel ve Almanya ziyaretlerinde, gerek Fransız Cumhurbaşkanı Hollande ile görüşmesinde Başbakan Erdoğan’ın muhataplarına yumuşak ve uzlaşmacı tavırlar sergilemesi tesadüf değil. Ne var ki, internete sansür ve eleştirel tweet yüzünden yabancı gazeteci ye sınır dışı gibi artan baskı teşebbüsleri, ABD dahil Batılı muhataplarının olanlara kayıtsız kalmasını güçleştiriyor.

 

Write a comment

No Comments

No Comments Yet!

Let me tell You a sad story ! There are no comments yet, but You can be first one to comment this article.

Write a comment

Only registered users can comment.