Dünyanın parlak ziynetlerinin sönüşü

Geçenlerde insanın içindeki muzır madenler hükmündeki bazı duyguları kıpırdatıp, insanı dengesizliğe sevk edeceği, dostlukları nefretlere dönüştürme imkânı olan bir mesele görüşüyorduk.

Bir ağabeyimiz On Yedinci Söz’de serlevha yapılmış olan “Biz dünyada bulunan her şeyi ona bir ziynet kıldık. Böylece insanlardan kimin daha iyi iş gerçekleştireceğini ortaya koymak istedik. Elbette Biz arzın üstünde ne varsa hepsini kupkuru yapıp dümdüz edeceğiz” (Kehf Suresi, 18/7-8) “Dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir.” (En’am Suresi, 6/32) âyetlerini Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin tefsiri üzere ele aldı… Gerçekten sohbet-i cânânların kalbleri nasıl yumuşattığına şahit olduk.

1962’de ilk defa merhum İhsan Emci Ağabeyle beraber Risale-i Nur sohbetine katılmıştık. İzmir-Agora civarında bir ağabeyin evinde bulunuyorduk. Halim Amca o zaman el yazma bir Risaleden On Yedinci Söz’ü, yani bu konuyu okumuştu. Zihnim hemen o günlere gitti…

Yeryüzünü ziynetiyle süsleyen bahar,  bütün alımlı ve çalımlı haliyle gönülleri cezbeder bir halde iken, bir müddet sonra hazan vurup ortalık perişan hale geliyor. O renk renk, canlı yapraklar kupkuru vaziyette teker teker savrulup gidiyorlar. Sonra kış gelip beyaz kefen ile her şeyi örtüp kapatıyor. İşte dünya hayatı da böyle;  bir var, bir yok. Aldanmakta fayda yok…

Ağabeyimiz mevzuyu ele alırken, Açe’deki meşhur tsunami olayında şahit olduklarını, birer birer anlatarak bir anda kıyamete benzer bir felâketin nasıl herşeyi yerle bir ettiğini gözler önüne serdi. Köklerinden sökülmüş ağaçlara, tahta ve metal parçalarına tutulmuş sel üzerinde sürüklenen insanların köprünün demir aksamına çarpınca kafalarının bir anda nasıl koptuğunu; en yüksek bir binanın tepesinde selde çırpınan insanların fotoğraflarını çeken, kameralarla kayıt yapan insanların  da aniden yıkılan binalarıyla beraber aynı sele nasıl kapıldıklarını bütün heyecanı ile anlatarak dünya hayatının geçiciliğini, iliklerimize işletti. Yumuşayan  gönüller, yaşaran gözler, artık, dünyayı  dünyalıkları görmez oldu. Problemler de Elhamdülillah yavaş yavaş hal yoluna girdi… “Din nasihattir” hadis-i şerifinin güzelliğine bizzat şâhit olduk…

On Yedinci Söz’e dönecek olursak, Beşinci Vecihte şöyle deniliyor:

“Beşincisi: Kur’an’ı dinleyen insana, Kur’an’daki hakikat ilmi,  hakikat nuru ile dünyanın mâhiyetini bildirmekle dünyadaki dünyaya AŞK ve ALÂKA  pek mânasız olduğunu anlatmaktır. Yani, insana der ve isbat eder ki:

“Dünya, Cenab-ı Hakkın icraatlarının okunacağı bir kitaptır. Bu kitabın harfleri ve kelimeleri kendilerine değil, belki Başkasının Zâtına, sıfatlarına ve güzel isimlerine delâlet ediyorlar. Öyle ise dünya denilen bu kitabın mânasını bil, al; ama nakışlarını bırak git!..

“Hem bu dünya bir tarladır. Ek, mahsulünü al, muhafaza et; ama muzahrafatını yani yaldızlı, süslü, alımlı fakat içi boş olan şeylerini at, ehemmiyet verme!…

“Hem birbiri arkasında daima gelen geçen aynalar mecmuasıdır. Öyle ise, dünya aynalarında tecelli edeni bil ( Çünkü onlar Allah’ın güzel isimleridir), nurlarını gör ve onlarda tezâhür eden isimlerin tecellilerini anla ve o isimlerini Sahibi olan Cenab-ı Hakkı sev, ama yok olmaya, kırılmaya mahkum olan o cam parçalarından alâkanı kes!…

“Hem bu dünya seyyar bir ticaret yeridir. Öyle ise alış-verişini yap, gel. Ama senden kaçan ve sana iltifat etmeyen kafilelerin arkalarından beyhude koşma, yorulma!…

“Hem muvakkat bir seyir ve temâşâ yeridir. Öyle ise, ibret nazarı ile bak ve zâhirî çirkin yüzüne değil; belki Güzelliği Bitmeyen, Yegâne Güzel Cenab-ı Hakka bakan gizli, güzel yüzüne dikkat, hoş ve faydalı bir gezi yap, dön. O güzel manzaraları ve güzelleri gösteren perdelerin kapanmasıyla akılsız çocuk gibi ağlama, merak etme!…

Hem bir misafirhanedir. Öyle ise, onu yapan ve misafirlerini cömertçe ağırlayan Zâtın yani Cenab-ı Hakkın izni dairesinde ye, iç, şükret. Kanunu dairesinde işle, hareket et. Sonra arkana bakma, çık, git. Herzekârâne (aptalca, abuk sabuk konuşurcasına), fuzulî bir surette karışma. Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle mânasız uğraşma ve geçici işlerine bağlanıp boğulma!..”

Evet biz Kur’an-ı Kerim’in bize verdiği bu güzel mesajları anlamaya, idrak etmeye ve gereğince yaşamaya bakmalıyız.

Yorum Yaz

Yorum yapılmamış

Henüz yorum yapılmamış!

Henüz hiçbir yorum yapılmamış. Ama bu habere ilk yorum yapan siz olabilirsiniz.

Yorum Yaz
Yorumları Gör

Yorum Yaz

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.
İşaretlenen alanların doldurulması gereklidir*