Harem ayı ve Aşure

Harem ayların ilki Muharrem. İnsanlık var olduğu günden bu yana yaradan,  oniki olarak takdir buyurmuş ayların sayısını. Bunların dördü haram aylardır. (Tevbe 36) Haram sakınılan şey, yasak, men edilmiş demek. Harem yasak bölgedir, ihram da aynı kökten gelir ve yasaklama manasındadır. Hac veya umre vazifesini eda ederken, sair zamanlarda yapılan bazı şeyleri terk etmedir harem. Namaza dururken elleri kaldırıp Allahû Ekber demenin diğer adıda tahrimedir. Oda aynı kökün filizidir. Hürmet vardır aynı zamanda haramda. Allah’a hürmeten harama yaklaşılmaz, hacca – umreye hürmeten bazı mübah ameller terk edilir, namaza hürmeten malayaniyattan uzak durulur. Muharrem ayı, haram ayların ilki ve hicri takviminde başıdır. Diğer haram aylar ise Recep, Zil Kade ve Zil Hicce aylarıdır. Hz Ömer efendimiz zamanında kurulan şura’da, ilmin beşiği tarafından sunulan teklif üzerine, hicrete başlanılan ilk  gün olan bir Muharrem, takvimin ilk günü, o yılda, ilk sene olarak tesbit edilmiştir.


Hakîmi ezelî olar yüce Allah’ın  her iş ve icraatında, sonsuz hikmet vardır şüphesiz. Muharrem ayının haram ayı olarak tesbit edilmesi ve tarih içerisinde bir çok bereketli işe evsahipliği yapmasında da nice hikmetlerin olduğu muhakkaktır.
Hz Adem (as) işlediği bir zelle yüzünden dünyayı şereflendirmiş ve Cenab-ı Hakk’a üçyüz sene tevbe istiğfar etmiştir. O kadar çok ağlamıştır ki; kendisinden sonra gelecek bütün torunlarının döktüğü kadar  göz yaşı dökmüştür. Cenabı Hakk; “Rabbinden birtakım kelimeler öğrenip onlarla tevbe etti. Rabbine yalvardı. Allah da tövbesini kabul etti.” (Bakara 37)  ayeti kerimesinde ifade ettiği gibi, bazı kelimelerle tevbe edince, kabul buyurdu tevbesini ilk nebinin. Hz Adem babamızın tevbesinin kabul edildiği gün Muharrem ayının onuncu günüydü. O halde bizlerde bu ayda, özellikle ilk on günde bolca tevbe ve istiğfarda bulunmalıyız. Tevbe ederken Adem babamızla bütünleşerek, O’nun tevbesinin arkasında saf tutarak tevbe etmeliyiz.

O gün Allah’ü Teala (cc) huzuruna davet etti İdris peygamberi. Yüz sene bu dünya çilehanesinde çile çeken sevgili kulunu, kurtardığı gündü bu deni alemden aşûre günü.

Dokuz yüz sene kavmini irşad eden, ama istediği cevabı sevabı alamayan Hz Nuh(as) ellerini açıp “Rabbim mağlub oldum bana yardım et” deyince koptu tufan. Yer içindeki suları fışkırttı dışarı, gök bütün sularını indirdi aşağı, denizler, okyanuslar yükseldi ve sular altında kaldı bütün dünya. Hz Abdulğafur(as),  bir avuç inananla, hayvanlardan birer çiftin olduğu gemilerle,  muharremin başında  yola çıktı. Gemi sular üzerinde yüzdü dolaştı tam on gün. Kutlu güvercinin getirdiği haberle, karanın göründüğü ve geminin Cudi dağına indiği günde on muharremdi. Yine o gün verildi Hz Nuh (as)’a Neciyyullah ismi. “Aşure günü Nuh aleyhisselamın gemisi, Cudi dağına indirildi. O gün Nuh ve yanındakiler, Allahü teâlâya şükür için oruçlu idiler. Hayvanlar da hiç bir şey yememişlerdi” der Efendimiz (asv) [Taberani].
Hillet ruhunun kahramanıdır Hz İbrahim(as). Devrinin Nemrutlarıyla yıllarca mücadele etmiş, onları ve taraftarlarını iyiliğe, güzelliğe davet etmiş. Ne yazık ki görememiş O’nu, körleşmiş gözler, duyamamış O’nu, sağırlaşmış kulaklar. Nemrut ruhlarda boş durmamış bu arada. Kendilerini yaşatmaya gelen “Yaşatma Sevdalısına” ölüm ateşleri hazırlamışlar. Tam beş yıl, bütün avaneleriyle toplamışlar odunları. Üst üste yığmışlar sonra odunları, tepeye ulaşmak için yollar yapmışlar. Büyük dağlar küçük kalmış odun dağının yanında. Kurutmuşlar odunları yıllarca, tutuşturmuşlar sonra her yanından. Alevleri göklere yükselince koymuşlar mancınığa Halilullah’ı. Gelmiş melek hemen yanıbaşına ve Ya İbrahim iste demiş. İste yağmur olayım söndüreyim şu ateşi. Rabbim! demiş Hz İbrahim. Sonra diğer bir melek sokulmuş yanına hemencecik ve iste benden, ateşi çevireyim Nemrud’a doğru. Yine Rabbim! demiş. Bir melek daha gelmiş yanına usulca. Oda, iste demiş, iste ki zırh olayım sana,  koruyayım ateşten  seni. Hz İbrahim: Rabbim! demiş, Rabbim beni görüyor  mu, biliyor mu halimi? Öyleyse sizden neden yardım isteyeyim, benim Mevlam en güzel Mevla, bana yardım edecek en güzel yardım edici. Kimsiniz ki siz O’nun (cc) yanında. Allah (cc) ateşe emretti mancınıkta iken Hz İbrahim(as). “Ey ateş! soğuk ve selametli ol” diye. Selametli bir yurt oldu koca ateş, kucakladı Hz İbrahim(as)’ı. Selametli ol demeseydi ateşe, soğukluğu dondururdu soğukları. Yakardı soğuğu, soğukları dahi. İşte Hz İbrahim (as)’ın ateşten kurtulduğu, Halilullah ismiyle müsemma olduğu zamanda, on Muharrem idi.

Bir ahkaf şehri olan Ninova. Yüzbin kişinin yaşadığı şehir. Bu şehirde tam otuzüç yıl tebliğ ve irşad vazifesi yapan Yunus (as). Kendisine inanan sadece üç kişi. O kadar ikazlarına rağmen küfür ve isyanlarını artırarak devam ettiren azgın  bir kavim. Yunus (as) böyle bir kavme gelmeye hazırlanan bela ve musibeti hissedince, Cenab-ı Hakk’tan inananlarını kurtarmak için izin ister. Allah’u Teâlâ (cc) kırk gün daha beklemesini söyler. Otuzdokuz gün daha Tebliği’ne devam eden Hz Yunus (as), kavminde bir değişiklik olmayınca kendisine inananlarla birlikte terkeder şehri. O karşı sahile geçmek için bindiği gemiden atılınca, bir balık yutar kendisini. Vakit gecedir, gece zifiri karanlık. Hava yağmurlu, denizse dağdağalı. Bütün esbab bi külliye aleyhinde sükut etmiştir Yunus (as)’ın. O bu halinde tam bir teveccuhle “Ya İlahi senden başka ilah yoktur, sen bütün noksanlıklardan münezzehsin, ben kendi nefsime zulmettim” der ve inler. Kavmi ise kırkıncı günün sabahı uyanınca yattıkları gaflet uykusundan; onlarda hissederler belanın gelmekte olduğunu. Ararlar o zaman Yunus’u ama nafile, yoktur artık O (as) içlerinde. Hatalarını anlarlar ve  Yunus (as)ın dediği şekilde pişmanlıklarını ifade eder, tevbe – istiğfarda bulunurlar topluca. Hem iman ederler Yunus’uun istediği gibi. İşte o gün Rahmeti Sonsuz affeder hem Yunus (as)’ı hemde kavmini. Ve geri çeker gelmekte olan belasını. Böylelikle ilk olur alem-i gaybdan şehadet alemine çıkan belanın tekrar gaybubet etmesi. O gün de yine bir Muharrem ayı idi ve günlerdende onuncu gündü.

Sabır kahramanı Eyyub (as). Kavminin efendilerinden. Mal, mülk ve makam sahibi. Bir hastalık lütfeder Rabb’imiz. Kırk yıl devam eder makamın yükselişi. Bir of sesi bile duyulmaz şikayet edercesine. Malı gider, dostları ayrılırlar yanından bir bir, evlatları terkeder sonra. Yanında sadece hanımı; Rahime kalmıştır. Hanımı da bir hata yapınca, Şeytan koşar yaptığı hatayı haber vermek için O’na. Bunun üzerine Eyyub (as) açar ellerini ve yalvarır Yaradanına; ” Ey benim Rabbim! Bu zarar verici hastalık bana dokundu, zikrime, ibadetime zarar vermeye başladı. Sen merhametlilerin en merhametlisisin” diye. Rabb’imiz yere vur ayağını dedi. Vurunca ayağını yere, vurduğu yerden bir su fışkırdı. İçti onu, bütün iç hastalıkları şifa buldu, yıkayınca vücudunu onunla, dış yaralarıda temizlendi. Eve gelen hanımı bile tanımamamıştı O’nu. O günde Muharremin onuncu günüydü yine.
Yakup (as) Yusufuna o gün kavuşmuştu, Yusuf (as) o gün kurtulmuştu atıldığı kuyudan. Firavun’un, yok etmek için geldiği Nil kıyısından, Nil’i yararsak o gün kurtulmuştu Musa (as). Hz. Peygamber (asv) Medîne`ye geldiği zaman Yahudilerin aşûre günü oruç tuttuklarını gördü ve bunun ne orucu olduğunu sordu; cevap olarak şöyle dediler:

“Bugün, iyi bir gündür. Allah, İsrailoğulları`nı Firavun`un zulmünden bugün kurtarmıştır. Musa (a.s.) Allah`a şükür için bugünde oruç tutmuştur. Biz de tutarız dediler. Hz. Peygamber; “Biz Musa`nın sünnetine sizden daha yakınız.” dedi ve o gün oruç tuttu ve ashabına da tutmalarını emir buyurdu. (Buhârî, Savm, 69; Tecrîd-i Sarih, VI, 308, 309) Bizlerde Muharrem ayının dokuzunda onunda Oruç tutarız sünnete riayet edelim diye. “Aşure günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolur”der efendimiz. [Müslim, Tirmizi, İ. Ahmed, Taberani]
Hz İsa (as) o gün doğmuş mucizane yine o gün yükseltilmiş Rabb’ine.
Zarfın kıymeti mazrufunda saklıdır. Bu kadar kıymetli hediyelerin dağıtıldığı bir andır on muharrem. Allah’ın (cc) hususi lütuflarından nasib arayanların oruçla, tevbe ve istiğfarla, hayır ve hasenatla değerlendirecekleri biz cevher vaktidir Muharrem ayı. “Aşure günü, aile efradının nafakasını geniş tutanın, bütün yıl nafakası geniş olur” diye buyurdular Sonsuz Nur Efendimiz (sav) Beyheki’deki bir hadis-i şeriflerinde.
Bir de yürekleri dağlayan acı bir hadiseye  medar olmuştur bu kutlu gün. Her yıl hüzünlendiğimiz, ağıtlar yaktığımız bir gün olmuştur ayı muharrem. Savaşın yasak olduğu, değil öldürme, gönül kırmanın dahi men edildiği bu ayda, şehid edilmiştir güzelcik insan. Muharremin ilk gününden onuncu gününe kadar, bütün evlatlarıyla aç ve susuz bırakılan, açliktan ve susuzluktan biricik evlatları düştü önce toprağa. Sonra Efendiler Efendisinin gonca gülü solduruldu hoyratca. Yola çıkarken dostları yanına gelir ve Ya Hüseyin ! gitme, sana zarar gelmesinden korkuyoruz derler. O ise, gitmeliyim der, bugün ben çıkmazsam bu yolculuğa, zulme kimse başkaldırmaz bundan sonra. Zulme baş kaldırmak için çıktığı hicretinde şehadet şerbetini içtiği günde muharrem aynının onuncu günüydü. Hz Hüseyin efendimizin maddi alemin sultanlığından, mana alemin, gönüllerin  sultanlığına yürüdüğü gündür işte on muharrem. Ondandır ya bizlerinde sevinçlerimizin hüzünlü oluşu. Ehli Beyt’e yapılan bu talihsiz hadiseden dolayı dillerimiz;
” Bu gün mah-ı Muharremdir, muhibb-i hanedan ağlar.
Bu gün Eyyam-ı matemdir, bu gün ab-ı revan ağlar.

Hüseyn-i Kerbela’yı elvan eden gündür.
Bu gün Arş-ı muazzamda olan âli divan ağlar.
Bugün Âl-i abanın gülşeninin gülleri soldu,
Düşüp bir ateş-i dilsuz, kamu ehl-i iman ağlar.

Bugün Gülzar-ı Muhtar-ı Hüda’ya bir hazan esti,
Zemine düştü vaveyla, felekte kehkeşan ağlar.

Bugün hunbar olur gözü elbet Haydar-ı Kerrarın
Görür Zehra’yı hun efşan, Resul-i âli şan ağlar.

Bu gün evlad-ı Haydar, hem dahi ahfad-ı Peygamber
Döküldü gül gibi yerler yüzüne, asuman ağlar.

Gülistan-ı Muhammedin Gül-i hamraların derdi
Yed-i kahr ile ol gaddar, bu gün devr-i zaman ağlar.

Risalet gül gülistanı, nübüvvet bağu bostanı
Hüseyni ol nuristanı gören Pir ü civan ağlar

Güruh-i hanedana Lütfiya kurban ola canım
İla yevmil kıyame can ile ehl-i iman ağlar.”
ağıtını söylerken, gönüllerimizde; Kulubu’d- Daria’nın 737. sayfasında geçen şu duayı mırıldanır:
Bismillahirrahmanirrahim. Allahım, Sen, Ebedî’sin, Kadîm’sin, Evvel’sin. Sonsuz keremin ve fazlın hürmetine, önümüzdeki yeni yıl içinde bizi, şeytandan, onun avenelerinden ve dostlarından korumanı isterim. Sürekli kötülüğü emreden, fenalık isteyen nefsime karşı yine Sen’den yardım dilerim. Beni Sana yaklaştıracak amellerle benim her türlü derdime deva bahşetmeni ümid ederim. Ey Celal ve İkram Sahibi, Ey Merhametlilerin en Merhametlisi, rahmetini beklerim!

Şimdilerde özellikle gurbet ellerde kurbet arayanlara, hayırlı bir vesiledir hem aşûre. Ayrı ayrı  bitkilerin kendi tadı ve kokusuyla birlik olup oluşturdukları bu tatlılığı yıllarca türlü sebeplerle ayrı kalan gönüllerle paylaşarak ulaşılan bir vesile. Her gönül dostunun gönüllere ulaşmak için aşûreyi çok iyi değerlendirmesi en büyük dileğimizdir.

Bu vesile ile herkesin Muharrem ayını tebrik eder, insanlığa hayırlar getirmesini Yüce Yaradandan niyaz ederim.

Write a comment

1 Comment

  1. mehmet cetin November 26, 14:34

    harem mi haram mı?

Only registered users can comment.