Kur’an, her zaman taptazedir

Her zaman taze nâzil olmuş gibi canlı duran Kur’an’ın sûre ve âyetlerine bakarken, bugün bize ne diyor, en azından kıssadan hisse alma noktasında ne ifade ediyor diye mütalaa ile müzâkere etmemiz gerekiyor.

Merhum Elmalılı M.Hamdi Yazır, Hümeze Sûresi’nden sonra sırada yer alan Fil Sûresi üzerine “mühefhef” (ince, nazik, hassas) mantıkî bağ açısından değerlendirme yaparken diyor ki: “Şunu bunu dürtüştürüp çekiştiren koğucuların, ayıp arayanların ve bütün emelleri mal toplamakta olanların, işleri güçleri aldatma ve hile ile olduğu cihetle onların âhirete ait olan ziyanları anlatıldıktan sonra, bu sûrede de Allah Teâlâ’nın dünyada dahi büyük büyük fitneleri, hileleri, kurumları, kuruntuları olağanüstü bir şekilde bozup dağıtan kudretine, görülen bir ibret misali olmak üzere Resulullah’ın (sas) doğduğu sene Kâbe’yi yıkmak için hücum etmiş olan “Fil ashabı”nın nasıl perişan edildiği gösterilerek ve Allah’ın Resûlü’ne yardım, Kâbe’ye yardımından daha kuvvetli ve daha tamam olduğuna ve hatta bu hâdise onun terbiyesinin hazırlıklarından bulunduğuna ve böylece Peygamber’e (sas) hile yapmak isteyenlerin hileleri kendi başlarına geçirileceğine işaretle Resulullah’a (sas) ve müminlere teselli ve takviye verilmiş ve Allah’ın kudretine karşı mal ve mülkün ve hiçbir hile ve fendin olamayacağı anlatılmıştır.”

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Kastamonu Lâhikası’nda İkinci Dünya Savaşı sırasında Fîl Sûresi’nin o günlerin olaylarına nasıl baktığını hem de tarih vererek ortaya koymuştur.

Birinci Dünya Savaşı’nda, İslamiyet ve Kur’an’ın, ehl-i hak ve hakikatin cebbar düşmanları olan dünyaperest ve dünyanın menfaati için mukaddesatı çiğneyen “ashab-ı dünya” ve “ashab-ı filo” o zaman yaptıkları ihanet ve cinayetin cezasını İkinci Dünya Savaşı’nda çekmişlerdi. Ebrehe’nin fil ordusundan daha fena bir derekeye düşmüşlerdir.

Ebcedi ve cifrî hesaplama yapılırken “Ashâbi’l–fîl” yerine “Ashabi’d-dünya” gelmesinin sırrını, hâşiyede Üstad Hazretleri şöyle izah ediyor:

“Bu ‘fil’ lafzı kalkmasının sırrı, eski zamanda, dehşetli Fîl-i Mahmudî azametine, heybetine dayanmış, hücum etmişler. Şimdi ise dünya servetine ve malına ve o servetle filolar teşkil edip, hatta kırk milyon bir millet, o fil gibi filolarla dört yüz milyonu esaret altına almış. Avrupa medeniyetçileri, medeniyetin mehasiniyle, iyilikleriyle, menfaatleriyle değil; belki medeniyetin seyyiatiyle ve sefahetiyle ve dinsizliğiyle ve üç yüz milyon Müslümanların her tarafta hakimiyetlerini imha edip istibdadına serfürû etmiş ve bu musibet-i semaviyeyi sebebiyet vermiş. Ve dünyaperest, gaddar zâlimler, zulümlerine ceza olarak tokatlar gelmeye ve fakir ve masumlar ve mazlumlara, fani mallarını ve hayatlarını âhiretlerine çevirmek ve kıymettar eylemek ve dünyadaki günahlarına keffaret’üz-zünûb etmeye kader-i İlâhiye fetva verdiler. Ben, bir buçuk senedir dünyaperestlerin bu musibette vaziyetlerini ve sefahatlerini ve Harb-i Umumî sayfalarını katiyyen bilmiyorum. Fakat iki sene evvelki vaziyetleri, bu sure-i kudsiyenin mânâ-yı işâresini tam tefsir ediyor.”

Birinci ve İkinci Dünya savaşlarına bakan bu sure, elbette günümüze, günümüz olaylarına ve ihanetlerine de bakar ve o dünya malı ve saltanatı sahiplerinin yat, kat, yalı ve filoları ile nasıl bir muamele göreceklerinin de ipuçlarını verir. “Ârif onu seyreyler / Mevla görelim neyler / Neylerse güzel eyler…” Hem de sonu belli bir film gibi…

Yorum Yaz

Yorum yapılmamış

Henüz yorum yapılmamış!

Henüz hiçbir yorum yapılmamış. Ama bu habere ilk yorum yapan siz olabilirsiniz.

Yorum Yaz
Yorumları Gör

Yorum Yaz

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.
İşaretlenen alanların doldurulması gereklidir*