Kosova şehitlerinin huzurunda

Kosova şehitlerinin huzurunda

Tito’nun ölümünden hemen sonra, Yugoslavya parçalanmadan on sene kadar önce, 1981 yılında Kosova’lı gençler yaptıkları gösterilerde ‘Kosova Bağımsız Cumhuriyet Olsun’ diye slogan atmışlardı. Ne kadar heyecan vericiydi ki, işte şimdi biz, o zaman o gençler tarafından hayali kurulan Bağımsız Kosova’nın sınır kapısındaydık. Ülkeye girebilmek için arkadaşlarımızla birlikte Bağımsız Kosova bayrağının altında sıramızın gelmesini bekliyorduk.

Kosova bayrağı üzerinde altı yıldız var. Bu yıldızlar, içinde Arnavutların yaşadığı altı Balkan ülkesini temsil ediyor. Sınırda bulunan Kosova bayrağının hemen arkasına ise çok daha büyük bir Arnavut bayrağı asmış olmaları çok manidar. Kısa süreli bir bekleyişin ardından kapılar açılıyor.

Kosova gezisinin ise tartışmasız en önemli durağı Kosova Meydan Muharebesi’nin yapıldığı ova. Malumunuz yüz bin kişilik haçlı ordusu ile altmış binlik Osmanlı ordusunun karşı karşıya geldiği bu ova tarihimizde ayrı bir öneme sahip. Zira cephede şehit düşen tek padişahımız olan Murat Hüdavendigar bu harbin sonunda Hakk’a yürümüş, iç organları ve kalbi öldürüldüğü yer olan bu ovaya, şehit olan on bin askeri ile beraber gömülmüştü.

kosova-birSınırdan geçtikten kısa bir süre sonra türbenin olduğu ovaya varıyoruz. Türbe oldukça sade, hemen yanı başında türbedarın kaldığı müştemilat var, onun yanı başında ise küçük bir müze ziyarete gelenlere hizmet veriyor. Türbenin, evin ve müzenin ön kısmı bir meydan gibi boş bırakılmış ve buraya kurulan bir platformun üzerine Sultan Murat Han’ın duası bir levhaya yazılarak asılmış. Türbe ziyaretinden önce Sultanımızın duasını okuyoruz. Her bir cümlesi her bir kelimesi hikmet dolu.

Ola ki yarın çoğumuz cennette buluşuruz

Yıl 1389. Osmanlı ordusu Kosova’ya ulaşmış. Allah’ın adını yüceltmek için din ve devlet uğruna düşmanla savaşmaya hazır beklemektedir. Sultan Murat Han o gece otağ-ı hümayunda harp divanı toplamış, beyleri ile istişare etmektedir. Haçlı ordusu yüz bin kişiden fazladır. Osmanlı ordusu ise altmış bin kişi civarındadır. Harp konseyinden çıkan karar, hep birlikte korkmadan düşmanın üzerine yürümektir. Sultan Murad Han harp divanını dağıtmadan önce son sözlerini şöyle söyler: “Cümleniz berhüdar olasınız. Gayrı hepimiz biliriz ki, zafer ancak Allah’tandır. Bu gece asker evlatçıklarımı hoşça tutasınız. Onlara Cenab-ı Hakk’a dua etmelerini tembih edesiniz. Helalleşiniz. Ola ki yarın çoğumuz Cennette buluşuruz.” Kumandanlar, birliklerine dağıldılar. Hüdavendigar, otağında ibadete çekildi. Gece yarısına doğru çok şiddetli bir fırtına çıktı. Göz gözü görmez oldu. Sanki gökten bir azap eli Kosova’ya inmişti.  Kur’an-ı Kerim okuyan padişah, secdeye kapandı ve:

“Yâ Rabbi! Bu fırtına şu aciz Murad kulunun günahları yüzünden çıktıysa, masum askerciklerimi cezalandırma. Onları bağışla. Allah’ım! Onlar buraya kadar, sadece senin adını yüceltmek ve İslam dinini insanlara duyurmak için geldi. Bu fırtına afetini onların üzerinden def eyle. Senin şanına layık bir zafer kazanmalarını nasip eyle. Onlara öyle bir zafer kazandır ki, bütün Müslümanlar bayram ede. Ve dilersen o bayram gününde şu Murad kulun da sana kurban ola.” Dedi. Sultan secdeden kalkarken, Kosova sahrasına son rahmet damlaları düşüyordu. Hüdâ, Hüdavendigar’ın duasını kabul etmiş, fırtına dağılmıştı. O gece mukaddes Berat kandili idi. Ertesi gün, 20 Haziran 1389 sabahı, iki ordu savaş meydanında yerlerini aldılar. Askerler sabah namazlarını at üzerinde kıldı.

O mukaddes günün güneşi doğarken Hüdavendigar’ın emriyle Kosova semaları ’Allahüekber’ nidalarıyla çınladı. Bu büyük meydan muharebesi 8 saat sürdü. İkindiye varmadan, Osmanlı ordusu birleşmiş haçlı ordusunu etkisiz hale getirdi. İki rekât şükür namazı kılan Padişah, muharebe meydanını dolaşmaya çıktı. Yerde yatan ister Haçlı, ister Osmanlı olsun her bir askere üzülerek bakıyordu. İşte bu sırada yerde yatan ölüler arasından fırlayan bir yaralı asker elindeki hançeri Sultan’ın kalbine sapladı. Bu kişi Sırp soylusu Miloş’tu. Murad Han, yaralı halde otağına götürülürken huzurluydu: “Allah’ü Teâlâ dualarımı kabul etti. Şükürler olsun, masum askerciklerime bu zaferi nasip etti ya… Gayrı Murad kulunun canı, O’na kurban olsun” diyordu. Gazi Padişahımız, tertemiz ruhunu teslim edip, en büyük mertebelerden biri olan şehitliğe bu ovada erişti. Sultanın iç organları ve kalbi çıkarılarak şu an Kosova ovasında bulunan bu türbeye defnedilirken naaşı Bursa’ya getirildi.

Türbenin bakımı dört asırdır Özbekistanlı ‘Türbedar’ ailesi tarafından yapılıyor. 1600’lü yıllarda Buhara’dan gelerek Kosova’ya yerleşen aile, o tarihten bu yana türbeye bakıyor. Yıllarca nesilden nesile bu kutlu vazife aynı aile tarafından ihtimamla devam ettiriliyor. Şu an ki türbedarlık vazifesini devam ettiren Saniya Hanımefendi tam bir vefa abidesi, eşini 2000 yılında kaybetmiş. Eşi, vefatından önce üzerinde ay yıldız olan bir fesle gezermiş. Kendisi “Burası bizim evimiz. Ziyaretçilere türbeyi gezdirmenin yanında türbenin temizliğini de yapıyorum. Osmanlı’nın ilk şehit padişahının türbesinin türbedarı olmaktan şeref duyuyoruz.’’ diyor.

turbeSultan Murat Han için oğlu Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılmış kare şeklindeki mütevazi türbeyi okuduğumuz Fatihalar eşliğinde geziyoruz. Türbe temiz ve bakımlı. Balkan savaşından sonra Sırplar türbeye büyük zarar vermişler. Hatta bu acı Mehmet Akif tarafından Safahat’ta şöyle dile getirilmiş:

Nerde olsam çıkıyor karşıma bir kanlı ova….

Sen misin yoksa hayalin mi vefasız Kosova?

Söyle Meşhed, öpeyim secde edip toprağını

Yok mudur sende Murad’ın iki üç damla kanı?

Basacak mıydı fakat göğsüne Sırb’ın çarığı?

Serilip yerlere binlerce şehidin sarığı.

Mağlubiyet de kutlanır mıymış?

Sırplar Kosova mağlubiyetini aradan geçen onca zamana rağmen akıllarından çıkarabilmiş değiller. Kosova Savaşını aslına uymayarak sinemaya da aktarmışlar. Bu tarihi olayı çarpıtıp, filmde Sultan I. Murat Han’ın katilini kahraman olarak lanse etmişler. Mağlubiyetin sıkıntısını saldırgan tavırlarıyla sürekli dışa vuruyorlar. En son 1989’da zaferin 600. yılında Sırp lider Miloseviç, burada, türbeye oldukça yakın bir noktada miting düzenlemişti. Mitinge yarım milyondan fazla Sırp katılmıştı. İlginçtir Sırplar bu tuhaf davranışlarıyla, tarihte ilk defa mağlubiyeti kutlayan insanlar olarak geçmişlerdir.

Aslında bir açıdan bu miting önce Bosna’yı, ardından Kosova’yı kana boğacak sürecin ayak sesleriydi. Zira Sırplar gene Kosova ovasına yakın bir yer olan Gazimestan’a 80’li yıllarda diktikleri bir kaide ile gelecekte yapacakları soykırımın ipuçlarını veriyorlardı. Kaidenin üzerine Kosova’da öldürülen Sırp Prensi Lazar’dan iktibasla şu sözleri yazmışlardı: ‘Her kim ki Sırp ve Sırp kökenlidir ve Kosova Ovası’na Türklerle savaşmaya gelmez; onun ne erkek, ne dişi, zürriyeti olmasın. Onun hasadı olmasın!’

Türbe ziyaretinden sonra aynı yerleşke içerisine bina edilmiş müzeye geçiyoruz. Müze, Sultan 2. Abdülhamit Han tarafından misafirhane olarak inşa ettirilmiş. Müzeyi bizlere gezdirecek olan rehber Balkan Türk’ü. Oldukça sempatik ve cana yakın bir arkadaş. Önce müzenin girişinde Kosova Savaşı ve Sultan Murat Han hakkında kısa bilgi verdikten sonra ekibimize müzeyi gezdirmeye başlıyor. Kosova ovası al yıldızlı bayrağımızın da doğduğu yer. Şehit düşen askerlerimizin kanının bir göl gibi toplanmasının akabinde ay ve yıldızın bu gölün üzerine yansıması üzerine bayrağımız burada doğmuş. Müzede bu hadiseyi resmeden tablolar var. Padişah ve askerlerin elbiseleri ve silahları müzede sergilenenler arasında.

Biz sizden önce Osmanlıydık

Müzede dönemin Osmanlı Devleti’nin sınırlarını gösteren bir haritada mevcut. Tablo şeklindeki haritanın başında durarak Balkan Türk’ü olan rehber övünçle: ‘İzmir, Konya, Ankara, Antalya, Trabzon, İstanbul Osmanlı değilken biz Osmanlıydık.’ diyor. Gerçekten de Varna, Selanik, Kosova, Filibe, Sofya, Üsküp gibi Balkan şehirleri şu anki pek çok şehrimizde önce Osmanlı sınırlarına dâhil olmuş.

Müzede gördüğüm bir fotoğraf beni çok etkiledi. Fotoğraf Sultan Reşat’ın 1911 de Balkan gezisi esnasında dedesinin türbesini ziyareti sırasında yerel halkla birlikteyken çekilmiş. Sultanın türbeyi ziyaret edeceği haberini alan halk türbeye akın etmiş. O gün orada halifenin arkasında iki yüz bin kişi Cuma namazı kılmışlar. Müze rehberi: “Bu rakam günümüz şartlarıyla kıyaslandığında belki iki milyon kişiye denktir” diyor.

haritaFotoğrafa, bu geziye doğu illerini temsilen katılan Bediüzzaman Hazretlerini görebilir miyim diye uzun uzun bakıyorum ama nafile… Fotoğrafta ön kısım da bulunanlar hariç insanların yüzleri seçilemiyor. Gezi sırasında Kosova Üniversitesi’nin de temeli atılır. Bediüzzaman Hazretleri temel atılırken Sultan’a, ‘’Şark böyle bir üniversiteye daha ziyade muhtaçtır. Çünkü orası İslam âleminin merkezi hükmündedir’’ der. Gerçekten de sonrasında Kosova kaybedilince, Sultan Reşat’ın emri ile bu üniversiteye ayrılan on dokuz bin altın Şark Üniversitesine tahsis edilir. Çok sayıda görevli ve vatandaşın katıldığı bir törenle Edremit’te, Van Gölünün kıyısında üniversitesinin temeli atılır. Ancak kısa bir süre sonra Birinci Dünya Savaşı çıkar. Osmanlı Devleti de bu savaşa katılınca, üniversite inşaatı yarım kalacaktır.

Arkadaşlarımızla ayrılmadan önce, Sultan Murat Han’ın dualarının kabul olduğu bu mekânda dua etmek lazım diyerek ellerimizi açıyoruz. Âlemi İslamı ve memleketimizi saran bela ve musibetlerden bizleri halas eylemesi için Rabbimize niyazda bulunuyoruz. Dış kapıdan tam dışarı çıkarken bir hafta önce Kazakistan’da beraber çalıştığımız bir arkadaşımın bana hediye ettiği tespih elimdeyken birden dağılıverdi.

 

Yorum Yaz

Yorum yapılmamış

Henüz yorum yapılmamış!

Henüz hiçbir yorum yapılmamış. Ama bu habere ilk yorum yapan siz olabilirsiniz.

Yorum Yaz
Yorumları Gör

Yorum Yaz

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.
İşaretlenen alanların doldurulması gereklidir*