Murat Köprülü: Türkiye ile Amerika arasında köprüler kuruyoruz

Murat Köprülü: Türkiye ile Amerika arasında köprüler kuruyoruz

Arnavut kökenli Köprülü ailesi, Osmanlı Devleti’nde sadrazamlık makamı ile birlikte anılır. Bu makamı yüzyıla yakın bir süre elinde tutabilen Köprülü ailesine denk bir ailenin dünya devletler tarihinde bulunduğuna dair pek fazla bilgi yok. Osmanlı’nın çöküşünden sonra ise ‘Köprülü’ ismini Andan Menderes’in Dışişleri Bakanı M. Fuat Köprülü ile yeniden duydu Türk insanı. Tarihi devlet tarihi ile bu kadar özdeşleşmiş olan Köprülü ailesinde yeni nesil ise artık özel teşebbüsteki başarıları ile adını duyuruyor. New York’ta bulunan ‘Multilateral Funding International’ (MFI) yatırım şirketinin kurucusu ve sahibi Murat Köprülü, aynı zamanda Ahmet Ertegün tarafından 1949 yılında kurulan American-Turkish Society’nin de (ATS) başkanlığını yürütüyor. Murat Köprülü, 23 yıllık evli ve iki çocuk babası. Hayatını New York’ta sürdüren Köprülü’nin bir kızı bir de oğlu var.


IMG 9527Köprülü ailesinin son jenerasyonu devlet kademelerinde çalışmıyor. Bunun özel bir nedeni var mı?

Ben bir neden olduğunu düşünmüyorum. Bu ülkeye (ABD) 9 yaşında geldim ve sanırım buranın girişimcilik, bağımsız çalışma felsefesini, yaşam tarzını benimsediğim için devletin herhangi bir kademesinde görev yapmayı hiç düşünmedim.

Amerika’ya neden geldiniz?

Babam Ertuğrul Mehmet Köprülü, Türkiye’nin Washington D.C. Büyükelçiliği’ne ateşe olarak atanmıştı. Yanlış hatırlamıyorsam 1966 olmalı. Ben de 9 yaşındaydım.

Aile ilişkileriniz nasıldı?

Bizde aile ilişkileri çok güçlüdür. Çocukluğumda ailemin tüm fertleri sürekli görüşür, hep sıcak bir ortam olurdu. Dedem, anneannem, babaannem gibi ailenin tüm fertleri hemen her hafta biraraya gelir, birlikte yer birlikte içerdi. Ancak bu yakın ilişkiler bizim Amerika’ya gelmemizle bozuldu. O dönemlerde şimdiler de olduğu gibi sık sık memlekete telefon etmek kolay değildi. Bugnkü gibi teknoloji, ulaşım imkanları rahat ve kolay değildi. Ancak burada annem ile babam yabancılık çekmedi desem yeridir. Babam tahsilini bu ülkede yapmıştı validem ise hem İngilizce hem de Fransızca konuşabiliyordu.

Bugüne dönecek olursak, önce uzmanlık alanınınız ile ilgili birkaç soru sormak istiyorum. Küresel ekonomiyi nasıl görüyorsunuz?

Küresel düzeyde piyasalar daha da durğunluğa doğru yol alıyor. Global ekonomi zor durumda. Çin’e dahi bakacak olursanız her ay ihracatında azalmanın olduğunu görürsünüz. Dünya artık Avrupa ve Amerika’ya o kadar rahat mal satamıyor. Bu da tüm ekonomileri olumsuz etkiliyor. Bu nedenle Türkiye’nin ihracatına bakacak olursak başarısız olduğunu söyleyemeyiz.

Amerika’nın ekonomik durumuna göz atarsanız, iyileşme süreci devam ediyor ancak ‘bu istenilen hızda mı?’ diye sorulacak olursa, değil tabi. Zaten o kadar hızlı olmasını beklemekte çok gerçekci yaklaşım olmaz.

Bugün Türkiye’ye dış yatırım koşullarını nasıl görüyorsunuz? Türkiye’nin dış yatırımı daha fazla çekebilmek için yapması gerekenler nelerdir sizce?

Her ülkenin dış yatırımlar çekebilmek için yapması gereken şeyler mutlaka vardır, olmalı da. Türkiye’nin de var elbet. Hiçbir zaman devlet olarak ‘Ben bunu yaptım. Yeter’ diyerek yerinde duramazsın çünkü her memleket birbiri ile rekabet halinde. Ancak bugüne baktığımızda Türkiye’de büyük yatırımların olmaya başladığını görüyoruz. ‘Greenfield’ dediğimiz yani sıfırdan başlayıp fabrika kurma yatırımlar yapılıyor.

IMG 9543
Avrupa’nın artık yatırımlar için çok da cazip olmaması Türkiye’nin faydasına olabilir mi?

Bence olacak gibi. Avrupa’nın kötü gidişatını Türkiye lehine çevirebilir. Türkiye ekonomik gelişmesini istikrarlı şekilde sürdürmeyi başarabilirse dış yatırımların da daha fazla gelmesine yol açacaktır. Ben iki önemli kaynaktan yatırımın Türkiye’ye kayacağını düşünüyorum. Birincisi Avrupa’ya yatırım yapmaktan vazgeçeceklerin Türkiye’yi tercih edecekleri diğeri de Körfez sermayesinin yine Anadolu’ya yönelmesi ihtimali var.

İstanbul’un bölgesinde finans merkezi yapılması için atılan adımları nasıl değerlendiriyorsunuz?


Son zamanlarda finans alanında da Türkiye’de olumlu gelişmeler var. İstanbul’un finans merkezi haline getirilmesi ve bunun içinde fon portföy yatırımı şirketleri gibi finans sektörü için serbest bölge kurulması düşünülüyor. Biz bu projeyi çok yakından ve oldukça iyi inceledik. Benim işimi direkt ilgilendiriyor ve kanatimce çok iyi bir proje. Bizim şirketin dünya genelinde Londra, Tokyo gibi önemli şehirlerde 5-6 ofisimiz var ancak bundan sonra gelişmekte olan ekonomilere yöneleceğiz.

Türkiye’nin son aylarda iyileşme gösterdiği dış ticaret açığını sizce önümüzdeki yıllarda daha dengeli götürebilecek mi?

Zaten Türkiye ile ilgilenen Standard & Poor, Moody’s, Fitch  gibi tüm kredi derecelendirme kuruluşları da bu konuya dikkat çekiyor.  Türkiye’nin dış ticaret açığının yükselmesinde de dünya genelinde artan petrol fiyatlarının etkisi var. Ve ilginçtir petrol fiyatlarındaki dalgalanma son dört yılda hiç olmadığı kadar hızlı ve ani yaşanıyor. Son dört yıl içinde petrol fiyatlarına bakarsanız 140 dolarlardan 45 dolara kadar inip çıktığını görürsünüz. Petrol fiyatlarının dalgalı olmasının ardında bazı politik nedenlerin olduğu gibi dünya ekonomi piyasısın da istikrarsızlığı etkili. Petrol fiyatlarının düşmesi Türkiye’nin menfaatine, eğer enerjiye ödediği para Türkiye’nin kısıtlanabilirse bu da dış ticaret açığının azalmasına neden olacaktır. Türkiye’nin dış ticaret açığını milli gelir ile kıyas ettiğimizde ekonomi üzerinde aşırı bir yük oluşturmadığını görüyoruz.

‘‘GALA TÜRKİYE’NİN TANITIMINA YÖNELİK’’

IMG 9531Para işlerinden biraz sosyal meselelere kayarsak, başında bulunduğunuz ATS son yılarda önemli etkinliklere imza atıyor. Türk ve Amerikan firmaları arasındaki ortaklıkların kutlanması yolunda yaptığınız galalar ses getiriyor. Hem Amerika hem de Türkiye’den seçkin isimleri galanızda buluşturuyorsunuz. Bununla nereye varmak istiyorsunuz?

New York’ta malumunuz bir gala endüstrisi vardır. NGO’lar galalar düzenleyerek büyük paralar toplar. Bazı NGO’lar bir gece de 5-6 milyon dolar topluyorlar. Bizim gönlümüzde de böyle bir gala yapabilmek var. Çok başarılı şekilde bu yolda ilerliyoruz. Bu gala yapma fikrini rahmetli Ahmet Ertegün ile 2004 yılında ilk konuştuğumuzda bunun bu kadar kısa sürede böyle bir noktaya gelebileceğini hiçbirimiz hesap etmiyorduk. Hatta bazıları ‘siz kim, gala yapmak kim’ diye bizi eleştiriyordu. Girişimci olmak gerekiyor, böyle olmazsanız hayatta hiçbir şeyi başaramazsınız.

Bu galalardan toplayacağınız paralarla ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Bu yıl biliyorsunuz büyük bir Türk film festivali yaptık Lincoln Center’da. Biz buna yedi yıl emek verdik, düşünebiliyor musunuz? Daha önceki yıllarda küçük çaplı film festivalleri yaptık. Küçük adımlarla bu büyük adımın atılabilmesi için çabaladık onca zaman. Aslında bu işin başlangıcını ‘Moon and Star’ (Ay ve Yıldız) yaptı. Biz de onlara büyük destek olduk. Son olarak da iki yıl önce Moon and Star derneğini kendi bünyemize kattık. Türkiye’nin ilk defa film festivalini Lincoln’de biz yapmış olduk. Daha önce bu önemli sanat merkezinde Brezilya, Endonezya, Polanya, Hindistan gibi ülkelerin film festivali olmuş ancak Türkiye’nin hiç olmamıştı.

Bu film festivali gibi başka projelerimiz de var. Beş yıl sonra bu gala işlerimizden 5 milyon dolar elde etmeyi planlıyoruz. Galalardan elde edeceğimiz geliri de film festivali gibi sanatsal etkinliklere yatırıp Türkiye’nin en iyi şekilde tanıtımını yapabilmeyi hedefliyoruz.

Anladığım kadarı ile gerek ekonomik gerekse sosyal alanda Türkiye ile Amerika arasında soyisminize müntesip köprü oluyorsunuz, yanılıyor muyum?

(Bir hayli güldükten sonra) Çok doğru söylüyorsunuz. Türkiye ile Amerika arasında köprüler kuruyoruz. Daha önce dediğim gibi Türkiye’nin bu ülkede görünürlülüğünü arttırmak ve en iyi şekilde tanıtımına yapmak.

Eşiniz Türk değil ama Türkiye’yi gayet iyi tanıyor değil mi?

Evet, Türk değil ama eşim Türkiye’yi belki benden daha iyibilir. Çünkü kayınvalidem dünya çapında ünlü bir arkelogdu: Martha Joukowsky. Kendisi dünyanın birçok yerinde kazılarda bulunmuş biri ama özel alanı Türkiye’dir. Kayınvalidem 1990 yılında vefat eden ve Türkiye’nin ünlü arkeloglarından olan Kenan Erim ile yıllarca kazılarda bulunmuş birisi. O nedenle eşim Nina (Nina Lydia) da annesi ile her yaz Türkiye’de bulunmuş ve Anadolu’nun hemen her yerini gezmiş biri.    

Write a comment

No Comments

No Comments Yet!

Let me tell You a sad story ! There are no comments yet, but You can be first one to comment this article.

Write a comment

Only registered users can comment.