İslam ve tasavvuf

Tasavvuf karşıtı bir grubun, “Tasavvuf Hinduizmin Panteizm mezhebidir” iddası gündemime bomba gibi düştü.Tüm bu iddaların yeni olmadığının, Orientalist,Vahhabi ve Perennialist  gibi türlü akımların ‘tasavvufun islam dışı bir gerçeklik’ iddası üzerinde söz birliği ettiğinin farkındayım. Hatta Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında faaliyetleri yasaklanan tekke ve zaviyelerinde aynı düşüncenin kurbanı olduğunu da biliyorum. Fakat beni şaşırtan, Türkiye gibi İslam anlayışı, Anadolu’da tohumları atılan tasavvufi düşünce ve yaşam şekliyle yoğrulmuş bir coğrafyanın çocuklarının bu tür iddalara bayraktarlık etmeleridir. Peki idda edildiği gibi tasavvuf, İslam dışı bir ubudiyet ve uluhiyet görüşümüdür?

Nefsimin sesini susturup, tasavvuf büyüklerinin, en çok da İmam Gazali’nin meseleye nasıl yaklaştığından bahsederek cevabı sizin gönüllerinize bırakıyorum.

Şüphe yok ki tarihin belli dönemlerinde fıkıh alimleri ve tasavvuf geleneği arasında bazı gerginlikler olmuş. Dinin temel emirlerini uygulamakdan men edecek manevi aşamalara ulaştıklarını idda eden bazı hilekarlar çıkmış. Hatta aşırı derecede kendinden geçme halinde, İslamın özüyle bağdaşmayacak ifadeler kullanan Hallajı Mansur gibi tasavvuf insanları da olmuş. Bunların aleyhine, Mekki, Kuseyri, Kalabadi gibi ilk dönem tasavvuf alimleri, tasavvufun temel ilkelerinin Kuran’a ve Sünnete dayandığını açıklamışlardır. İmam Gazali’de bu geleneği takip ederek, hatta öncekilerden daha fazla İslam ve Tasavvuf’un birbirinden farklı olmadığını ve birbirinin tamamlayıcısı olduğunu anlatmaya çalışmıştır.

İmam Gazali’nin Allah’ın Doksan Dokuz Güzel İsimleri adlı kitabında Allah’ın İsim’lerinin anlamını insana bakan manevi ve ahlaki yönleriyle birlikte ele alır., Gazali, kitap boyunca peygamberimizin “Yüce Allah’ın ahlakıyla ahlaklanınız” hadisinden hareketle, İslam ve tassavuf arasındaki birlikteliği göstermeye çalışır. Allah’ın isimlerini anlamanın üç mertebesinden bahseder. Birincisi avamın, ikincisi alimlerin, üçüncüsü Allah’a kurbiyeti olan insanların mertebeleridir. O’na göre bu mertebeler içinde en ulvi mertebe üçüncüsü, yani tasavvuf ehlininkidir. Tasavvuf ehli, kamil insan olmanın yollarını, kendi nefislerini Yüce Allah’ın isimleriyle süslemede yani onları kendilerine  ahlak edinmede bulurlar.

Akla şöyle bir düşünce gelebilir; insan bu manevi yolculukta bir kurbiyet kazandıkça kendinden geçip, içinde bulunduğu manevi durumu yanlış değerlendirerek, İslamın özüne ters düşecek ifadeler ve tavırlar sergileyebilir. Tevhid akidesine, yani Allah’ın birliğine ters düşecek bu tür eğilimlere karşı,  İmam Gazali “Allah gibi olmak” meselesine uzunca yer verir. Gazali’ye göre, Allah’a iki tür benzerlikten bahsedilebilir. Birincisi tam ve mükemmel bir benzerlik. İkincisi ise Allah’ın isimlerinin, sadece O’na mahsus anlamlarından münezzeh, bilinen and anlaşılan anlamlarının kazanılmasıdır. Birinci yol, yolun talibleri tarafından arzu edilip, hiç bir zaman ulaşılamayacak yoldur. İkinci yol ise sağlam olan marifet yoludur. Yoksa Allah’ın sıfatlarının insana aktarılması, Allah’ın insanda tecelli etmesi yada Allah’ın insan, insanın da Allah olması kesinlikle değildir.

Kısacası, tasavvuf ehli için Allah’ın birliği, kalbi ve tüm hissiyatı Allah’dan başka hiçbir şeye bağlamamaktır. O’ndan başka hiç bir şeye yönelmemektir. Sadece O’nu tanıma ve bilme yolunda çaba göstermek, O’ndan başka hiçbir şey bilmemektir.

Yorum Yaz

Yorum yapılmamış

Henüz yorum yapılmamış!

Henüz hiçbir yorum yapılmamış. Ama bu habere ilk yorum yapan siz olabilirsiniz.

Yorum Yaz
Yorumları Gör

Yorum Yaz

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.
İşaretlenen alanların doldurulması gereklidir*