İnsan hakları örgütleri, Dünya Kupası’nın göçmen topluluklara yönelik baskıların aracına dönüştürülme riskini taşıdığı konusunda alarm veriyor.
Haziran 2026’da ABD, Meksika ve Kanada’da başlayacak olan 2026 FIFA Dünya Kupası, dünyanın en büyük spor organizasyonu olma iddiasıyla tarih sahnesine çıkıyor. Ancak insan hakları kuruluşları, bu büyük şenliğin arka planında ciddi tehlikelerin biriktiğini söylüyor. Human Rights Watch, NAACP ve Migration Policy Institute uzmanlarının katılımıyla gerçekleştirilen bir medya brifinginde göçmen hakları, çocuk güvenliği, basın özgürlüğü ve siyasi araçsallaştırma kaygıları masaya yatırıldı.
ACOM tarafından geçtiğimiz günlerde düzenlenen online programda söz alan uzmanların ortak mesajı açık: 2026 Dünya Kupası’nın miras bırakacağı şey, stadyumlarda atılan gollerden çok insan hakları alanında alınan ya da alınamayan kararlarla şekillenecek.
“Bu Gerçek Anlamda Bir Dünya Kupası Değil”
Human Rights Watch’ın küresel girişimler direktörü Minky Worden, organizasyonun başlangıç noktasına dikkat çekti: 2018 Rusya ve 2022 Katar Dünya Kupalarında yaşanan insan hakları felaketleri. Katar’da stadyum ve altyapı inşaatında binlerce göçmen işçinin önlenebilir koşullarda hayatını kaybettiğini hatırlatan Worden, 2026 turnuvasının ilk kez bir insan hakları çerçevesine bağlı olarak düzenlenmesi gerektiğini vurguladı. Ancak bu çerçevenin kâğıt üzerinde kaldığını da eklemekten geri durmadı.
Worden’a göre en somut sorun, vize yasaklarında. Senegalli, Fildişi Sahilli, Haitili ve İranlı taraftarları kapsayan onlarca ülkeyi etkileyen bu yasaklar, turnuvayı gerçek anlamda küresel olmaktan çıkarıyor. “FIFA her gün en kapsayıcı Dünya Kupası olacağını söylüyor; ancak eleme turunu geçen ülkelerin taraftarları bile ABD’ye giremiyor” diyerek eleştirisini sertleştirdi.
Worden’ın en büyük kaygılarından biri ise turnuvanın Trump yönetimi tarafından siyasi bir vitrine dönüştürülme ihtimali. FIFA Barış Ödülü’nün herhangi bir süreç ya da jüri olmaksızın Donald Trump’a verilmesini açık bir kayırmacılık örneği olarak niteleyen Worden, FIFA’nın kendi belirlediği insan hakları kurallarını uygulamaktan vazgeçtiğinin sinyalini verdiğini söyledi. Human Rights Watch’ın bu doğrultuda önerdiği “ICE Ateşkes” çağrısı dikkat çekiyor: Olimpik ateşkes modelinden ilham alan bu öneri, Dünya Kupası boyunca göçmen aile baskınlarının ve sınır dışı etme operasyonlarının durdurulmasını talep ediyor. New Jersey Kongre üyesi Nelly Poe de bu talebe destek veriyor; aynı bölgede MetLife Stadyumu bulunuyor.
İran Takımı Tijuana’da Uyuyacak
Turnuvanın en çarpıcı sahnelerinden biri henüz başlamadan yazıldı: İran Milli Takımı, Los Angeles ve Seattle’da oynamasına rağmen ABD’de geceleyemeyecek. Oyuncuların Tijuana’da konaklayarak günübirlik geçiş yapması bekleniyor.
Worden bu durumu çok katmanlı bir ayrımcılık örneği olarak değerlendirdi. İran’da kadın taraftarların on yıllardır stadyumlara alınmaması ve bu ayrımcılığa karşı mücadele eden kadınların tutuklanıp hayatını kaybetmesi konusunda FIFA’nın hareketsiz kalmasını eleştiren Worden, şimdi de İran takımının hem kendi hükümetinin hem de ABD’nin baskısıyla karşı karşıya kaldığını vurguladı. Daha da önemlisi, İranlı yetkililerin Katar’daki Dünya Kupası’nda Mahsa Amini protestolarına destek veren eski ulusal takım oyuncularının mal varlıklarına el koyduğunu belirterek bu adımın, mevcut takım oyuncularını yıldırmaya yönelik olduğunu söyledi.
Çocuklar İçin Geç Kalınan Önlemler
Human Rights Watch çocuk hakları kıdemli koordinatörü Katherine Laquente, organizasyonun bir başka kırılgan boyutuna odaklandı: çocuk güvenliği. FIFA’nın kapsamlı bir çocuk koruma politikasını yalnızca birkaç hafta önce açıkladığına dikkat çeken Laquente, zamanlamanın son derece yetersiz olduğunu belirtti. “Personel yetersiz eğitimli, ihbar mekanizmaları yeterince erişilebilir değil ve olası ihlallere karşı FIFA’nın müdahale kapasitesi hâlâ belirsiz” diye konuştu.
Laquente’nin aktardığı bir vaka, soyut riskleri son derece somut bir yüze kavuşturdu: Sığınmacı statüsünde bulunan bir baba, geçen yaz MetLife Stadyumu otoparkında 10 ve 14 yaşındaki çocuklarıyla fotoğraf çektirmek için drone uçururken ICE görevlilerince gözaltına alındı. Çocukları ağlayarak izlerken babaları kelepçelenerek götürüldü. Baba, New Jersey’deki Delaney Hall gözaltı merkezinde üç ay tutulduktan sonra, zulme uğradığı için kaçtığı ülkeye zorla geri gönderildi. Çocuklar o gün stadyumda kendileriyle birlikte olan diğer kişilerle kaldı; ancak sonunda annelerine ulaşabildiler. Sığınma başvurularının hâlâ sonuçlanmadığını belirten Laquente, “Bu çocukların yaşadıklarının kalıcı psikolojik etkileri olacak” dedi.
Veriler de bu bireysel dramanın boyutlarını ortaya koyuyor: Dünya Kupası’nın düzenleneceği 11 ABD şehrinde, Ocak 2025’ten bu yana 167 bini aşkın kişi gözaltına alındı. Miami, Dallas ve Houston bu listede en yüksek rakamlara sahip şehirler arasında yer alıyor.
NAACP: Kâr, İnsanların Önüne Geçti
117 yıllık tarihi ve 2.600’den fazla yerel şubesiyle Amerika’nın en köklü sivil haklar örgütü NAACP adına konuşan Kıdemli Başkan Yardımcısı Jamal Watkins, organizasyona ilişkin kaygılarını üç temel başlıkta özetledi: kapsayıcılık ve güvenlik, işçi hakları ve ihlallere karşı başvuru mekanizmaları.
NAACP’nin Dünya Kupası için yayımladığı seyahat uyarısına dikkat çeken Watkins, özellikle göçmen topluluklardaki taraftarlara yönelik ciddi insan hakları ihlali riskine karşı dikkatli olunması çağrısında bulundu. Güvenlik gerekçesiyle seferber edilen federal güçlerin asıl tehlikesi göçmenlere yöneltebileceğini vurgulayan Watkins, SoFi Stadyumu’nda görev yapacak sendika üyelerinin ICE’ın tesis içinde konuşlandırılması durumunda greve gitmeyi değerlendirdiğini de aktardı.
Ekonomik boyuta da değinen Watkins, Dünya Kupası’nın yarattığı gelirin büyük ölçüde büyük şirketlerin kasasına gireceğine dikkat çekti. MetLife Stadyumu’na ulaşım için tek yönlü 150 dolara varan toplu taşıma ücretleri, kâr öncelikli yaklaşımın sembolik göstergelerinden biri oldu.
Göç Politikası: Eşitsiz Bir Dünya Kupası
Migration Policy Institute’tan kıdemli politika analisti Ariel Ruiz Soto, uluslararası seyahat üzerindeki kısıtlamaların tabloya nasıl yansıdığını mercek altına aldı. Soto’ya göre 39 ülkeyi kapsayan vize yasakları, büyük çoğunluğu Afrika ve Asya’dan olmak üzere pek çok taraftarın ABD’ye girişini fiilen engelliyor. Bunun ötesinde, bazı ülke vatandaşlarına 15 bin dolarlık giriş teminatı şartının getirilmesi eşitsizliği daha da derinleştiriyor. Avrupa ve Asya’nın vize muafiyeti kapsamındaki ülkelerinin taraftarları bu koşullarla karşılaşmazken, Afrika’dan gelen taraftarlar çok daha ağır engeller aşmak zorunda kalıyor.
Trump yönetiminin FIFA pasaport sürecini hayata geçirdiğini ve konsolosluk randevularını hızlandırmaya çalıştığını kabul eden Soto, ancak bu mekanizmaya başvuranların sayısının yalnızca 16 bin kişide kaldığına dikkat çekti. “Vize politikası artık lojistik bir araç değil, dış politika müzakerelerinde kullanılan bir koz” diyen Soto, bu tablo sürdükçe organizasyonun kapsayıcılık iddiasının içinin boşaltılmaya devam edeceğini vurguladı.
“Hâlâ Zaman Var”
Brifingde söz alan tüm konuşmacılar, iki haftalık süreyi çok geç olmayan bir fırsat penceresi olarak değerlendirdi. Worden “FIFA’nın kendi insan hakları kurallarını uygulamasını sağlamak için hâlâ yapılabilecek çok şey var” derken Laquente FIFA’yı ABD yönetimi üzerindeki nüfuzunu kullanmaya davet etti. Watkins ise toplulukları kendi hakları için örgütlenmeye çağırdı.
Soto, daha temkinli bir perspektif sunarak Super Bowl sırasında beklenen ICE operasyonlarının gerçekleşmediğini hatırlattı: “Olası toplu operasyonların stadyum içinde gerçekleşmesini beklemiyorum. Uluslararası kamuoyunun gözü her an üzerinde olacak. Esas soru, organizasyon alanlarının dışında ve ev sahibi şehirlerin genelinde ne olacağı.”















