21 Haziran’da Kolombiya, son yılların en kritik cumhurbaşkanlığı seçimlerinden birini yaşayacak. Historico partisinden Ivan Cepeda ile Salvas National’dan Gerardo de Laspriella’nın karşı karşıya geldiği ikinci tur, yalnızca Kolombiya’nın değil tüm Latin Amerika’nın geleceğini doğrudan etkileyen sonuçlar doğurabilir. Stanford Üniversitesi, Demokrasi Eylem Laboratuvarı ve CESUL araştırmacılarından oluşan uzman paneli, American Community Media’nın düzenlediği haftalık Online brifingde seçimin tüm boyutlarını mercek altına aldı.
“Bu Sol-Sağ Meselesi Değil; Demokrasinin Sınavı”
Stanford Üniversitesi’nin önde gelen siyaset bilimcilerinden Prof. Beatrice Magaloni, konuşmasına Latin Amerika genelinde giderek derinleşen kutuplaşmayı tartışarak başladı. Ancak Magaloni’ye göre, bu kutuplaşmayı salt ideolojik bir sol-sağ çatışması olarak okumak yanıltıcıdır.
“Kutuplaşma kavramı, gerçekte olanı gizliyor. Vatandaşlar ideoloji yüzünden değil, devletin kendilerine nasıl davrandığı ya da davranmadığı yüzünden bölünüyor” diyen Magaloni, Kolombiya’da birbirinden çok farklı iki güvenlik deneyiminin yaşandığını anlattı.
Kentlerde yaşayan vatandaşlar suç, gasp ve güvensizlikle boğuşurken devletin bu sorunlara çözüm üretemediğini görüyor. Bu kesim, El Salvador’daki Nayib Bukele modelini örnek alan sert güvenlik vaatleriyle öne çıkan aday Gerardo de Laspriella’ya yöneliyor. Kırsal kesimdeyse tablo çok daha karmaşık: Barış anlaşmalarının ardından silahlı gruplar parçalanmak yerine çoğaldı ve köy köy yayıldı. Artık ideoloji için değil; uyuşturucu koridorları, maden bölgeleri ve doğal kaynaklar üzerindeki kâr için savaşan bu gruplar, yerli ve Afrocolombiyalı toplulukları yerinden ediyor, sosyal liderleri katledip yerel demokrasiyi fiilen çökertiyordur.
“Kentli seçmen kırsal seçmenin yaşadığı trajedileri görmüyor, kırsal seçmen ise kentlinin meşru güvenlik korkularını görmüyor. Kolombiya’yı birbirine düşüren asıl mesele bu” diye vurgulayan Magaloni, araştırmalarının bölgedeki seçmenlerin yüzde 67’sinin güvensizliği birinci sorun olarak tanımladığını ortaya koyduğunu paylaştı.
Bununla birlikte Magaloni, Latin Amerikalıların demokrasiden tamamen vazgeçmediğinin altını çizdi. “İnsanlar medeni özgürlüklere ve haklarına sahip çıkıyor. Ancak hukuk devleti ilkesine ve yargılama güvencelerine yeterince değer verilmiyor. İşte asıl tehlike burada. İnsanlar bu korumaları aşındıran güvenlik anlayışlarını kabul etmeye razı olabiliyor” dedi.
Araziden Oy Sandığına: Sahadaki Gerçek
Gazeteci ve Demokrasi Eylem Laboratuvarı görsel-işitsel danışmanı Manuel Ortiz, 13 yıldır sahada izlediği Kolombiya’yı kişisel gözlemleriyle aktardı. Ortiz’in aktardığı hikaye somut ve çarpıcıydı: 21 Mayıs’ta, birinci tur seçimlerinden günler önce, iki yerli topluluk —NASA ve MISAK— arasında Kauka bölgesinde şiddetli bir toprak çatışması yaşandı. Dokuz kişi hayatını kaybetti, yüzden fazla kişi yaralandı. Ana akım medya olayı iki yerli topluluğun birbirine saldırısı olarak aktarırken Ortiz ve bir yerel gazeteci meslektaşı, her iki toplulukla günlerce kaldı.
“Gerçek başkaydı. Her iki topluluk da birbirini ‘kardeş’ olarak tanımlıyordu. Yıllarca devlet tarafından terk edildiler, zorla yerlerinden edilmeye zorlandılar. Asıl düşman birbirleriydi ama ortak düşman toprağı gasp edenlerdi” dedi Ortiz.
Montes de Maria bölgesindeki tablo da benzerdi: Kolombiyalı Afro tarım işçileri, Alvaro Uribe döneminde kaybettikleri arazileri geri almaya çalışıyor; ancak büyük toprak sahipleri bu arazilere “özel mülkiyet” tabelaları asmış, özel güvenlik kuvvetleri konuşlandırmış durumda. Ortiz’e göre bu seçim özünde tek bir soruya verilen yanıttan ibaret: Barış sürecini ve arazi reformunu sürdürmek mi, yoksa Uribe döneminin şiddet ve gasp yıllarına geri dönmek mi?
“Her iki taraf da kapitalizmi benimsediğini söylüyor. Bu sol-sağ meselesi değil; demokrasinin ilerleyişi ya da gerilişi meselesi” diye özetledi Ortiz.
Uluslararası Aşırı Sağın Gölgesi
CESUL’dan antropolog Alex Sierra ise konuşmasında küresel bağlamı ön plana çıkardı. Sierra’ya göre Kolombiya seçimleri, uluslararası aşırı sağ tarafından koordineli biçimde yönlendirilen geniş bir tablonun parçası. Arjantin, Ekvador ve El Salvador’da iktidara gelen popülist adayları destekleyen bu ağın, Kolombiya’da da benzer bir strateji izlediğini ileri süren Sierra, bölgedeki zayıf demokrasiler üzerinde Trump söyleminin ve zaman zaman doğrudan müdahalesinin ciddi etkiler yarattığını vurguladı.
57’den fazla silahlı yasadışı grubun ülkede varlığını sürdürdüğüne dikkat çeken Sierra, aday Gerardo de Laspriella’nın Bukele’yi model aldığını ve bu grupların seçim sonrasında şiddet ve göç dalgalarını tırmandırabileceğini uyardı. Uyuşturucu kaçakçılığının da yalnızca arz tarafına odaklanan politikalar yerine küresel bir perspektifle ele alınması gerektiğini belirten Sierra, yabancı sermayenin Kolombiya’daki kaynaklar üzerindeki hesaplarının da göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.
Demokratik Kazanımlar Tehlikede
Panelin sonunda yeniden söz alan Prof. Magaloni, 2019’dan bugüne silahlı suç örgütlerinin Kolombiya’da varlık gösterdiği belediye sayısının 143’ten 79’a gerilediğini gösteren araştırma verilerini paylaştı. Bu gruplar artık uyuşturucu ticaretinin yanı sıra madencilik, petrol çıkarımı, orman tahribatı ve haraçtan geçim sağlıyor; en çok da kırsal Kolombiya’da, Afrocolombiyalı ve yerli topluluklar arasında kök salıyor.
“Güvenlik söylemini yalnızca kentsel suçlara odaklayan bir hükümet, bu örgütlü suç yapılanmalarını görmezden gelme riskiyle karşı karşıya kalır. Peki o zaman kimin hakları korunacak, kimin hakları görmezden gelinecek? İşte tehlike burada” diye kapattı konuşmasını Magaloni.
Panelin genel çerçevesini ise moderatör şu sözlerle özetledi: “Bu seçim, yalnızca Kolombiya’yı değil, tüm bölgeyi ve ABD ile olan ilişkileri doğrudan etkiliyor. Latin Amerika’da demokrasi; insanlara somut çözümler sunamadığı sürece giderek daha büyük bir baskıyla yüzleşmeye devam edecek.”















