ABD’de Asyalı Amerikalılara Yönelik Nefret Suçları Tırmanıyor: “Bu 1930’ların Almanyası mı?”

ABD’de Asyalı Amerikalılara Yönelik Nefret Suçları Tırmanıyor: “Bu 1930’ların Almanyası mı?”

Güney Kaliforniya’da bir fast food restoranında yaşanan sahne, günümüz Amerika’sının giderek kararan tablosunu gözler önüne serdi: Bir müşteri, Kore asıllı Amerikalı bir kadına bağırarak “Trump’ın söz verdiği gibi seni sınır dışı edene kadar sabredemiyorum” dedi ve ardından onu yere itti.

Bu olay, tek başına değil. Çok ırklı bir Pasifik Adalı Amerikalı, kendisi ABD vatandaşı olmasına rağmen çevrimiçi platformlarda birinin kendisini Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza İdaresi’ne (ICE) ihbar edeceğini söylediğini ve “evraklarını hazırlamasını” istediğini bildirdi. Şikâyetine düştüğü notta şu soruyu sordu: “Bu 1930’ların Almanyası mı?”

Benzer bir sahne Texas’ta yaşandı. Hintli asıllı bir Amerikalı kadın, çevrimiçi yürüttüğü kamuoyu açık bir ders sırasında ırkçı hakarete uğradı. “Mahallesine gelip iş çalan göçmenler hakkında hakaretler savurdu, buraya ait olmadığımızı söyledi. Bizi ‘yasadışı’ olarak nitelendirdi” diye aktardı yaşananları. ACOM tarafından geçtiğimiz günlerde düzenlenen basın bilgilendirime toplantısında konuşan uzmanlar, ABD’yi ”1930’ların Almanya’sına” benzetmesi dikkat çekti.

Her iki Asyalı Amerikalıdan biri nefret olayıyla karşılaştı

Bu bireysel deneyimler, 1 Mayıs’ta yayımlanan Stop AAPI Hate’in yıllık raporunun bulguları ile örtüşüyor. “Kapılar Kapanıyor, Zararlar Büyüyor” başlıklı rapor, AAPI (Asyalı Amerikalı ve Pasifik Adalı) yetişkinlerin yüzde 44’ünün Trump’ın ikinci döneminin ilk yılında en az bir nefret olayıyla karşılaştığını ortaya koyuyor. Taciz yüzde 44, kurumsal ayrımcılık yüzde 23, fiziksel saldırı yüzde 13 ve mülke zarar verme yüzde 10 olarak kaydedildi.

Nefret tepeden geliyor

Uzmanlar, bu tablonun siyasi iklimle doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor. 22 Nisan’da Başkan Donald Trump, bir podcast yayınından alınan ve ev sahibi Michael Savage’ın Hindistan ile Çin’i “berbat ülkeler” olarak nitelendirdiği, bu ülkelerden gelen göçmenleri ise “dizüstü bilgisayarlı gangsterler” olarak tanımladığı metni sosyal medyada paylaştı.

Paylaşım, Asyalı Amerikalı sivil toplum kuruluşlarından sert tepki gördü. Asian Americans Advancing Justice (AAJC) Genel Direktörü John C. Yang, “Asyalı Amerikalıların bu ülkeye sadakatsiz olduğu ve hiçbir zaman Avrupalılar gibi topluma entegre olamadığı gibi iddialar da dile getirildi” dedi ve şöyle devam etti: “Nefret olaylarını önlemekle yükümlü federal hükümet, bu olayları teşvik eden söylemi bizzat üretiyorsa tüm Amerikalılar zarar görür.”

Yang, mevcut atmosferi Trump’ın pandemi döneminde COVID-19’u “Çin virüsü”, “Wuhan gribi” ve “Kung gribi” olarak adlandırdığı dönemle kıyasladı. “Asyalı Amerikalıların hiçbir zaman gerçek anlamda Amerikalı olamayacağına dair ‘kalıcı yabancı’ stereotipi yeniden canlandı; oysa o stereotip hiç yok olmamıştı” dedi.

Resmi rakamlar gerçeği yansıtmıyor

FBI verilerine göre geçen yıl ırk ve etnik köken kaynaklı 5.810 nefret suçu kayıt altına alındı. Bunların 291’i Asyalı Amerikalılara, 243’ü Sih’lere, 214’ü ise Müslümanlara yönelikti. Toplamda AANHPI topluluklarını hedef alan 833 nefret suçu belgelendi.

Ne var ki bu rakamlar gerçeğin yalnızca küçük bir bölümünü yansıtıyor. Stop AAPI Hate Veri ve Araştırma Direktörü Stephanie Chan, FBI verilerinin eksik olduğuna dikkat çekti; zira kolluk kuvvetleri nefret suçlarını federal bir zorunluluk olmaksızın gönüllülük esasıyla bildiriyor. Üstelik nefret suçuna maruz kalan Asyalı Amerikalıların yalnızca yüzde 22’si bu olayları yetkililere bildiriyor. Chan’a göre bunun temel nedeni şu: “Bildirirlerse bir şeyin değişeceğine inanmıyorlar.”

Siyah Amerikalılar, 2.792 olayla nefret suçlarının en büyük kurban grubu olmayı sürdürüyor. Yahudi karşıtı olaylar da çarpıcı biçimde yüksek seyrediyor: Geçen yıl 1.395 nefret suçu kayıt altına alındı.

Güney Asyalılara yönelik nefret yükseliyor

Chan, özellikle Kamala Harris’in başkanlık kampanyası, New York Belediye Başkanı adayı Zohran Mamdani’nin seçim süreci ve Başkan Yardımcısı JD Vance’in eşi Usha Vance’in kamuoyundaki görünürlüğünün artmasıyla birlikte Güney Asyalılara yönelik çevrimiçi nefretin belirgin şekilde tırmandığını vurguladı.

Sih Koalisyonu Federal Politika Yöneticisi Mannirmal Kaur, bu düşmanlığın kökenlerinin çok daha derinlere uzandığını hatırlattı. ABD’de Sih karşıtı şiddet bir asrı aşkın bir geçmişe sahip; 1907’de Washington eyaletinin Bellingham kentinde öfkeli bir kalabalık, Sih değirmen işçilerine saldırarak onları kasabadan kaçmak zorunda bıraktı.

11 Eylül sonrasının ilk ırkçı cinayeti de bir Sih’i hedef aldı: Arizona’nın Mesa kentinde benzinlik sahibi Balbir Singh Sodhi, türban ve sakalı nedeniyle Müslüman zannedilerek öldürüldü.

“Cehalet nefret suçlarına yol açar; merhamet ise çözümdür”

Müslüman Kamu İşleri Konseyi Genel Direktörü Sameer Hossain, 11 Eylül’ün ardından alevlenen Müslüman karşıtı şiddete dikkat çekti. Neo-Nazi Mark Stroman, o dönemde Teksas’ta iki kişiyi öldürdü: Bakkal sahibi Waqar Hassan ve benzinlik görevlisi Vasudev Patel. Bangladeşli eski pilot Rais Bhuiyan ise Stroman’ın saçma mermiyle yüzünden vurulmasına rağmen mucize eseri hayatta kaldı. Yıllar sonra Bhuiyan, idam cezasına çarptırılan katilinden af dilenmek için uluslararası bir kampanya başlattı. Stroman 2011’de idam edildi.

Hossain, Bhuiyan’ın tutumunun altında yatan felsefeyi şöyle özetledi: “Rais, cehaleti nefret suçlarının kaynağı olarak tanımlıyordu. Nefretsiz bir dünya inşa etmenin tek yolunun merhamet olduğuna inanıyordu.”

Müslüman karşıtı nefret olayları 2023’te İsrail-Filistin çatışmasının tırmanmasıyla yeniden zirveler gördü ve devam eden ABD-İsrail-İran gerilimi bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor.