Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DKC) ve Uganda’da yayılmaya devam eden Ebola salgınında sağlık yetkilileri, virüsün kendisi kadar tehlikeli bir başka sorunla daha karşı karşıya: yanlış bilgi, kuşkuculuk ve kurumlara duyulan güvensizlik.
19 Haziran’da düzenlenen American Community Media (ACOM) basın toplantısında bir araya gelen halk sağlığı uzmanları, çatışma araştırmacıları ve Afrika kökenli göçmen toplumunun temsilcileri, krizin yalnızca hastane koridorlarında ve köylerde değil, bilgi alanında da derinleştiğine dikkat çekti. Uzmanlar Ebola vakalarının tarihin en yüksek seviyesinde olabileceğine dikkat çekti.
Rakamların gerçeği yansıtmadığı düşünülüyor
Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) 21 Haziran itibarıyla açıkladığı verilere göre DKC’de 1048 Ebola vakası tespit edildi ve bunların 267’si ölümle sonuçlandı. Uganda’da ise 20 vaka ve 2 ölüm kayda geçti. Ancak toplantıya katılan uzmanlar, gerçek rakamların bundan çok daha yüksek olabileceği konusunda uyardı.
Vanderbilt Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. William Schaffner, bu tür salgınlarda vaka ve ölüm sayılarının her zaman eksik bildirildiğini belirterek, sahadaki gerçek tablonun resmi istatistiklerin oldukça gerisinde kaldığını söyledi.
Aşısı bulunmayan nadir bir tür
Salgına yol açan etken, Ebola’nın altı bilinen türünden biri olan ve şu ana kadar onaylanmış hiçbir aşısı bulunmayan Bundibugyo türü. Diğer türlere karşı geliştirilen aşılar bu varyanta karşı koruma sağlamıyor. Schaffner, bilim insanlarının aralıksız çalışmasına rağmen yakın gelecekte kullanıma hazır bir aşı beklentisinin bulunmadığını söyledi.
Aşı olmadığı için sağlık yetkilileri; vaka tespiti, izolasyon, temaslı takibi, karantina ve yerel liderlerle iş birliği gibi klasik yöntemlere bel bağlamak zorunda kalıyor.
Meyve yarasaları ve cenaze gelenekleri
Virüsün doğal taşıyıcısı meyve yarasaları. Schaffner, avcıların bu yarasaları av eti olarak avladığını, kesim sırasında oluşan yaralardan bulaşın gerçekleşebildiğini anlattı. Çocukların da yarasaların ısırıp bıraktığı meyveleri yiyerek hayvan salyasıyla temas edebildiğini sözlerine ekledi.
Salgının en zorlu yönlerinden biri ise cenaze törenleri. Schaffner, ölen bir kişinin derisinin dahi virüsle kaplı olabildiğini, ancak yakınları yıkayıp öpme gibi kültürel açıdan son derece önemli vedalaşma ritüellerinin bulaş açısından büyük risk taşıdığını vurguladı. Bu durum, halk sağlığı görevlilerini kültürel hassasiyetlerle enfeksiyon kontrolü arasında zor bir dengede bırakıyor.
Güvensizliğin kökeninde silahlı çatışmalar var
Frontline Observatory’den çatışma uzmanı Dr. Rachel Sweet, DKC ve Uganda’da sağlık kurumlarına duyulan güvensizliğin yaygın olduğunu belirtti. Sweet’e göre bölge halkının geçmiş Ebola salgınlarındaki temkinli tutumunun temelinde hastalığı anlamamak değil, mesajı ileten kurumlara duyulan derin şüphe yatıyor.
Sweet, halkın Ebola müdahalesini koruyan askeri araçların, gece baskınlarında aileleri katleden araçlarla aynı olduğunu gördüğünü, bu yüzden salgına gösterilen direncin aslında güvenlik güçlerine duyulan tepkiden kaynaklandığını söyledi.
Uluslararası medyanın çarpık tablosu
Sweet, bölgenin uluslararası basında nasıl yansıtıldığı ile yerinde yaşanan gerçeklik arasında ciddi bir uçurum bulunduğunu ifade etti. Gazeteci ve yardım görevlilerinin çoğunlukla askeri eskort eşliğinde, sıkı kontrollü koşullarda çalıştığını belirten Sweet, böyle bir eskortla bölgeye gidildiğinde sivillerin ordu kaynaklı insan hakları ihlallerinden şikayetlerini duymanın neredeyse imkansız olacağını söyledi.
Ayrıca bölgenin genellikle “kanun tanımaz, başıboş milis güçlerinin elinde” bir yer olarak resmedildiğini, oysa birçok bölgede yerel yönetim ve devletin rolünün bu anlatıdan tamamen silindiğini belirtti. Bunun da hükümet destekli sağlık müdahalelerine duyulan güvensizliği körüklediğini vurguladı.
Diaspora da şüpheci
Güvensizlik yalnızca DKC ve Uganda ile sınırlı değil; ABD’deki Afrika diasporası içinde de kendini gösteriyor. Immigrant Magazine editörü Pamela Asobo Anchang, toplum liderleriyle yaptığı röportajlarda beklenmedik bir şüphecilikle karşılaştığını anlattı. Ugandalı bir toplum lideri, kendisine “Hangi Ebola?” diye sorarak bilgilerin doğruluğuna dair ciddi kuşku duyduğunu ifade etti.
Kongolu göçmenler ise ülkelerindeki akrabaları için endişeli; üstelik uluslararası yardımlardaki kesintiler de yardım çalışmalarını olumsuz etkiliyor. 2024 mali yılında DKC, ABD’den 1,4 milyar dolar yardım almıştı; geçen yıl Trump yönetiminin USAID programlarının yüzde 83’ünü iptal etmesiyle bu rakam 2025’te yaklaşık 158 milyon dolara geriledi.
Damgalanma korkusu
Kamerun kökenli Anchang, Covid-19 döneminde Asyalı Amerikalıların yaşadığına benzer bir damgalanma korkusunun da diaspora içinde yaygın olduğunu gözlemledi. İnsanlar, etkilenen ülkelerden geldiklerini açıklamanın ayrımcılığa, iş kaybına ya da toplumsal dışlanmaya yol açabileceğinden endişe ediyor. Anchang, bilgi eksikliği ve yanlış bilgilendirmenin insanları bilimden uzaklaştırıp batıl inançlara yönelttiğini söyledi.
Sahadaki fedakarlık
Tüm bu zorluklara rağmen konuşmacılar, yerel sağlık çalışanlarının ve toplum liderlerinin büyük bir özveriyle çalıştığının altını çizdi. Sweet, Dünya Sağlık Örgütü sahaya inmeden önce bile doktorların örgütlenmeye başladığını, birçok hemşirenin maaşsız çalışmayı göze alarak güvenli hastanelerdeki işlerini bırakıp riskli Ebola tedavi merkezlerinde görev yaptığını belirtti.
Küresel risk düşük
Salgın büyümeye devam etse de Schaffner, tehdidin büyük ölçüde bölgesel kaldığını vurguladı. Bundibugyo virüsünün ABD ve gelişmiş ülkelere taşınma riskinin çok düşük olduğunu belirten Schaffner, bu virüsün influenza ya da Covid-19 gibi solunum yoluyla bulaşan bir virüs olmadığını hatırlattı.















