Veri Savaşları: ABD’de Göçmen Takibi “Yapay Zeka” Dönemine Geçti

Veri Savaşları: ABD’de Göçmen Takibi “Yapay Zeka” Dönemine Geçti

American Community Media ve San Francisco Yerel Medya Koalisyonu ortaklığında düzenlenen “Saklanacak Yer Kalmadı” (No Place Left to Hide) başlıklı panel, göçmenlik politikasının artık sadece sınırlarda değil, veri tabanlarında ve algoritmalarda yürütüldüğünü ortaya koydu.

Sınır Duvarlarından Veri Tabanlarına

Gazeteci Jaya Padmanabhan’ın moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda; Göç Politikaları Enstitüsü’nden Ariel G. Ruiz Soto, yazar Jacob Ward ve eski Palantir çalışanı yapay zeka aktivisti Juan Sebastián Pinto, göçmenlik kontrolünün fiziksel baskınlardan “dijital haritalandırmaya” nasıl evrildiğini anlattı.

Ariel G. Ruiz Soto, göçmenlik bürolarının artık birbirinden bağımsız çalışan sistemleri birbirine bağladığını vurguladı. Sürücü belgelerinden vergi kayıtlarına, sosyal yardım veri tabanlarından özel veri simsarlarından satın alınan bilgilere kadar her şey artık devasa bir ağda toplanıyor. Ruiz Soto’ya göre bu, göçmenlik kontrolünün artık mahkeme salonlarında değil, veriler üzerinden işlediği “yeni bir aşama”.

75 Milyon Dolarlık Ek Bütçe ve Yapay Zeka Tehdidi

Haberin en çarpıcı verilerinden biri finansal tabloda gizli. Temmuz 2025 itibarıyla, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimi, 10 milyar dolarlık ana bütçesine ek olarak 75 milyon dolarlık yeni bir fon aldı. Bu devasa kaynak, teknoloji şirketleriyle yapılan sözleşmeleri ve devasa veri setlerini işleyebilen yapay zeka sistemlerini besliyor.

Sistem şöyle işliyor:

  • Bir sokak kamerasına takılan plaka.
  • Havayolu veri tabanına düşen bir seyahat planı.
  • Konum verileriyle eşleşen bir sosyal medya hesabı.

Panelistlerin ifadesiyle, bu küçük parçalar birleştiğinde bireyin günlük hayatının detaylı bir “dijital haritası” ortaya çıkıyor.

“Dondurucu Etki”: Korku Sosyal Hayatı Felç Ediyor

Ruiz Soto, göçmen aileler arasında yayılan “sessiz korku”ya dikkat çekti. Araştırmacıların “dondurucu etki” (chilling effect) dediği bu durum, insanların bilgilerinin aleyhlerine kullanılacağı endişesiyle temel hizmetlerden çekilmesine neden oluyor. Verilere göre, geçmiş dönemlerdeki politika değişiklikleri sırasında, birçok göçmen aile, ABD vatandaşı olan ve tam hak sahibi çocuklarını dahi devlet programlarına kaydettirmekten kaçındı. Bugün bu korku; hastaneye gitmeme, çocukları okul programlarına yazdırmama ve sosyal haklardan vazgeçme noktasına ulaştı.

Askeri Teknolojiden Sivil Hayata: Palantir İtirafı

Veri analitiği devi Palantir’in eski çalışanı Juan Sebastián Pinto, sistemin teknik arka planına dair çarpıcı bir gerçeği paylaştı: Bu platformların çoğu, aslen direniş ağlarını takip etmek için tasarlanmış askeri istihbarat sistemlerindentüretildi.

Pinto, uzmanların “yaşam tarzı analizi” dediği yöntemle, algoritmaların bir kişinin nerede olduğunu, eve ne zaman döneceğini ve kimlerle bağlantılı olduğunu saniyeler içinde tahmin edebildiğini belirtti. Pinto’nun uyarısı net: “Bu sistemler ilişki haritalamak ve hedef belirlemek için inşa edildi.”

Göçmenlerle Başlıyor, Herkesle Devam Ediyor

Panelin ortak sonucu ise oldukça sarsıcıydı: Gözetim teknolojileri nadiren orijinal sınırları içinde kalır. 11 Eylül sonrası ulusal güvenlik için üretilen araçların zamanla sivil aktivistlere ve sıradan vatandaşlara yönelmesi gibi, bugün göçmenleri takip eden sistemlerin gelecekte toplumun tamamına uygulanması kaçınılmaz görülüyor.

Brifing, etnik medyanın bu “görünmez” sistemleri topluma anlatma konusundaki hayati sorumluluğunu hatırlatarak sona erdi. Bugün göçmenlik kontrolü için inşa edilen teknolojiler, gelecekte gizlilik, güç ve özgürlük arasındaki sınırları belirleyen ana unsur olacak.