Türkiye, Uganda’dan nasıl görünüyor?

Çinlilerin tuhaf bir bedduası var. Kızdıkları birine “İlginç zamanlarda yaşayasın” diyorlar. Bugünleri görmüş olsalardı herhalde adresi muğlak bırakmaz, yeriyle zamanıyla net bir koordinat verebilirlerdi. Zira ilginç değil, çok ilginç zamanlardan geçiyoruz.

Geçen hafta Dünya’nın 80 ülkesinden 900’e yakın gazete yöneticisiyle birlikte Dünya Gazeteler Birliği’nin (WAN-IFRA) yıllık toplantısı için Washington D.C.’deydik. Sektörün bu en büyük buluşmasına Zaman olarak altı kişilik bir ekiple katıldık. Altı kişilik bir ekiple katılmak zorunda kaldık daha doğrusu. Genel Yayın Yönetmenimiz Ekrem Dumanlı, ana konuşmacılardan biri olarak davet edildiği konferansta yurt dışı çıkış yasağından dolayı hazır bulunamadı. Gazetesinde yayınlanan iki köşe yazısı ve bir haber nedeniyle “terör örgütü kurmak” suçundan yargılanan bir gazeteci olarak sunumunu video konferans aracılığıyla yapmak zorunda kaldı Ekrem Bey.

Durum bu olunca, konuşmanın içeriği de önemini yitirdi aslında. Zira söylenecek hiç bir söz, vehameti durumun bizzat kendisi kadar iyi aktaramazdı. O gün o salonda Türkiye’deki meslektaşlarının yaşadığı zulmü yabancı gazetecilere anlatan Dumanlı’nın ekrandaki sözleri değildi. Dumanlı’nın konuşmayı o ekran aracılığıyla yapmak zorunda kalmasıydı bunu dünyaya haykıran.

Konuşmayı Today’s Zaman gazetesi Washington muhabiri Mahir Zeynalov’la birlikte izledik. Twitter paylaşımları nedeniyle Türkiye’den sınır dışı edilen bir gazeteciyle yani… Yurtdışı çıkış yasağı bulunan genel yayın yönetmenimizin, dünyanın en büyük medya konferansındaki konuşmasını, eleştirel bir twiti nedeniyle sınır dışı edilen meslektaşımızla birlikte izlemiş olduk. Bu cümleyi ögelerine ayırdığınızda ortaya çıkan manzaranın Türkiye adına ne kadar karanlık olduğunun farkında mısınız? Bu cümlenin ögeleri arasında özgürlük yok, demokrasi yok, insan hakları yok.

Buna benzer tümcelerin sıklıkla kurulabildiği ülkelerden gelen gazeteciler dahi Türkiye’nin ilerlediği yol hakkında endişeliydi. Zira Ekrem Bey’in konuşmasından hemen sonra kürsüye gelen Süddeutsche Zeitung’un Ukrayna merkezli Doğu Avrupa temsilcisi Cathrin Kahlweit’in sözleri bunu vurguluyordu: “Dumanlı’nın konuşmasını dinledikten sonra Doğu Avrupa’daki gazetecilerin sorunlarından bahsetmeye utanıyorum”.

Bir kaç sene öncesine kadar Avrupa Birliği’ne aday olan Türkiye’yi sıkı bir geri vitesle basın özgürlüğü sıralamasında Uganda’nın altına indirenlerin tarih karşısında sorumluluğu büyük.

Uganda demişken…

Zaman Gazetesi, dünyanın bu en önemli medya etkinliklerinden birine sadece heyet göndermekle kalmadı. Aynı zamanda WAN-IFRA kongresinde bir standla da temsil edildi gazetemiz. İlginç zamanlardan geçiyoruz dedim başta. Gazetemiz Zaman, bir yandan dünyanın en büyük medya buluşmasında Washington Post, New York Times, Financial Times ve USA Today’in hemen yanı başında kendine yer bulurken, diğer yandan Türkiye’de gerçekleşmesi muhtemel bir polis baskınını bekliyordu.

Biz standda dünyanın önde gelen gazetecileriyle sohbet ederken, Türkiye’deki arkadaşlarımız her an yaşanabilecek yeni bir hukuksuzluğa karşı gazete binasında bekliyordu. Daha kongre bile bitmeden diğer bazı muhalif medya kurumlarıyla birlikte gazetemize de el konmuş olabilirdi. Türkiye’yi, basın özgürlüğü açısından daha önce hiç olmadığı kadar karanlık bir döneme sokabilirdi bu hareket. Neyse ki dönemin iktidar partisi yaklaşan seçim öncesi oylarındaki hızlı erimeyi öngörmüş olacak ki böyle akılsızca harekete girişmedi, girişemedi.

Program boyunca çok sayıda gazeteciyle görüşme fırsatımız oldu dedim. Türkiye’yi sordu hepsi. Türkiye’deki basın özgürlüğünü, tutuklu gazetecileri sordu. Daha bir kaç yıl öncesine kadar dünyaya örnek bir demokrasi modeli olma yolunda ilerleyen Türkiye’nin neden bir anda rotasını üçüncü sınıf otokrasilerden yana çevirdiğini anlamakta zorlanıyordu insanlar. Üzülüyorlardı da buna.

Hindistan’dan önemli bir gazeteci ziyaret etti Zaman standını. Kısa bir sohbetten sonra konu doğal olarak basın özgürlüğüne geldi. Oradaki durumu sordum. Çarpıcı ama bir o kadar da acı bir şey söyledi: “Ara ara bazı sıkıntılarımız olsa da yaşadıklarımız tabii ki Türkiye’yle kıyaslanmaz”. İçim acıdı bu sözler karşısında.

Yine Ugandalı bir editörle ayak üstü sohbet etme şansımız oldu. Ona da Uganda’yı sordum. Söyledikleri son bir kaç yılın kapkara bir özeti gibiydi: “Uganda’da 20 yıl öncesine kadar bizim de basın özgürlüğü açısından ciddi problemlerimiz vardı. Şimdi iyiyiz ama Türkiye’deki gazetecilerin yaşadıklarına çok üzülüyoruz”.

Dünya gazetecileri üzülmekle kalmadı. Program kapsamında Türkiye’deki basın özgürlüğü ihlallerini kınayan ve Türk hükümetini “Gazetecileri rahat bırakmaya” çağıran önemli bir bildiri de imzaya açıldı. İlgi yoğun oldu. WAN-IFRA yetkililerinin bir kaç ayrı oturumda yaptığı çağrıya katılımcılar büyük destek verdi. Üç günün sonunda 40’ın üzerinde ülkeden yüze yakın gazeteci imza attı bildiriye.

Bu büyük meslek dayanışması dünyadaki basın özgürlüğünün geleceği adına umutlandırdı bizi.

Peki Türkiye?

Konferansa yıllarını gazeteciliğe vermiş deneyimli bir iki Türk gazeteci daha katıldı. Gazetemizin yeni bir polis baskını beklediği, genel yayın yönetmenimizin yurt dışı çıkış yasağı nedeniyle davetli olduğu halde katılamadığı bu medya buluşmasında eğer standımıza uğrasalardı, sizin için bizzat sorardım kendilerine Türk gazetecileri arasındaki “meslek dayanışması”nın hal-i pür melalini.

Yorum Yaz

Yorum yapılmamış

Henüz yorum yapılmamış!

Henüz hiçbir yorum yapılmamış. Ama bu habere ilk yorum yapan siz olabilirsiniz.

Yorum Yaz
Yorumları Gör

Yorum Yaz

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.
İşaretlenen alanların doldurulması gereklidir*