New York soğuğunda sıcacık bir sergi

New York soğuğunda sıcacık bir sergi

Türkiye’ de yaşananları izleyerek, yazılanları okuyarak salim ve sağlam bir kafa ile oturup yazı yazmak mümkün değil. Haberlere bakıyorsunuz, içiniz kararıyor. Klavyeye uzanıyorsunuz, bir sıkıntı kaplıyor.

Ama herşeye rağmen, bu dünyada iyi şeyler yapmak için niyet etmiş, yola çıkmış fedakar Anadolu insanı çalışmaya devam ediyor ve dünyanın dört bir tarafında ülkemizi, kültürümüzü, derdimizi anlatmak için koşturuyor. 

 

 

Geçtiğimiz hafta New York’taydım. Los Angeles’ın güzel havasından sonra New York ve çevresinin soğuk, karlı havası hayli değişik geliyor. Kış mevsiminde ne zaman yolum New York’tan, Cihacago’dan geçecek olsa kıymet bilme, şükretme, şikayet etmeme  gibi hususlarda inkişaf ettiğimi düşünüyorum. Düşünsenize sonu ‘it’ le biten bütün hastalıkların (sinüzit, bronşit, faranjit vb) kendisini sevdiği biri olarak o kadar soğuk yerlerde sürekli yaşasaydım halim nice olacaktı! Benim meşhur bir öksürüğüm vardır, başladı mı kesilmez.. İşte o bile California’da kesildi. Şükretmeyeyim de ne yapayım.

Evet, New York’taydım ve dünyada hala güzel şeyler oluyor. Onlardan biri de geçtiğimiz hafta New York’un meşhur Grand Central Terminali’nde gerçekleşti. Gazetemiz Zaman’ın 25. yaşı sebebiyle dünya çapında 25 fotoğrafçıyı Türkiye’ye davet ettiğini, bu fotoğrafçıların çektikleri fotoğraflardan oluşan bir sergi yapıldığını sanırım hepimiz duymuşsunuzdur.  Sergi hem Türkiye’ de hem de dünyanın çeşitli şehirlerinde fotoğraf severlerin beğenisine sunuldu. 19 farklı yerde düzenlenen sergiyle adeta bir dünya turu yapıldı.

Bu dünya turunun 20. ve son durağı New York oldu. Her sanatçıdan 4 fotoğraf olmak üzere toplamda 100 fotoğraf standlarda yer aldı. Sergi, düşünce, fotoğraflar güzel. Bu güzelliğe uygun bir mekan aranınca tarihi eser statüsünde olan ve aynı zamanda New York’un en prestijli mekanlarından biri olan Grand Central seçilmiş. İsabet de edilmiş. Her gün yaklaşık 750 bin, tatil günlerindeyse yaklaşık 1 milyon yakın kişi gelip geçiyor.

2 Ocak açılan sergi için 6 Ocak akşamı bir resepsiyon yapıldu. Resepsiyonda çok sayıda önemli davetlinin yanı sıra fotoğraf dünyasınından da dikkat çekici isimler bulundu. Abinizin muhteşem bir fotoğraf bilgisi olduğunu düşünmüş olabilirsiniz şu anda. Sakın böyle bir yanlışa düşmeyin. Güzellikten anlamak, kaliteli bir fotoğraf görünce bakmak, takdir etmek başka, çekmek bambaşka. Ne hikmetse yakın arkadaşlarımdan bu işte mahir çok kişi oldu. Beni de teşvik ettiler, elime en güzel makinaları verdiler, gel gidelim dağlara dediler. Ama ben manzarayı görünce makineyi, yemeği görünce çevresini unutan biri olarak hiç başarılı olamadım. Dolayısıyla o alemi de çok bilmem. Bildiğim tek şey, fotoğrafçı arkadaşlarınız varsa ve onların bir kaçı ile bir araya gelirseniz bir anda konu ‘hangi makinede ne özellik var’, ‘yeni ne çıktı’, ‘bunu ben nasıl çektim’lere kayıyor, siz de orada anlıyormuş gibi yapıp arada ‘hmm’ vs diyerek katılımda bulunuyorsunuz.

Bu kadar lafa rağmen ben yine de gazeteden aldığım bilgiler ışığında Anthony Suau, Thomas Hoepker, Robert Stevens, Ken Schles, Jason Eskenazi, Rena Silverman, Alexa Grace ile New York Times art direktörü Nicki Kalish ve John Grimwade gibi sanatçıların geceye katıldığını belirteyim. Tabi ki gazetemizin meşhur fotoğraf editörü Selahattin Sevi ve Today’s Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş’in de katıldığını unutmadan ekleyeyim.

Bir sürü milletvekili ve senatör de geldi resepsiyona. İsimlerini sıralasam okumaktan vazgeçersiniz diye almıyorum. Ama katılım ciddiydi.

Sergi boyunca epey ilginç olaylar da yaşandı. Sergiyi görmeye gelen Amerikalılar’dan Türkiye’ ye gidenler bizim de Türk olduğumuz anlayınca hemen hatıralarını anlatmaya başlıyordu. Sergi dört gün yerine bir ay sürse, ben de her daim orada olsam, rahat bir kitaplık hatıra toplardım diye düşünüyorum. Gitmemiş olanlardan da sergiyi görünce gitmek için planlar yapanları duymak ister istemez insanın içine bir hoş duygu veriyordu.

İlk günü sergiye Özbek bir çiftin geldiğinden bahsetti ZamanAmerika editörü Sıtkı Bey. Bu çifti konu etmeme sebep olan ise Grand Central a evlenmeye gelmiş olmaları. Yani anlayacağınız kızda gelinlik, erkekte de damatlık var. Her standın önünde durup fotoğraf çektirmişler. Yanlarında nedimeleri, arkadaşları muhtemelen akrabaları da varmış. E bizimkiler de boş durmamış, hemen bir müzik ayarı yapıp çiftin düğün danslarını standların ortasında yapmalarını sağlamış. Fikir damattan mı, gelinden mi çıktı bilmiyorum ama hoş bir olay, bütün bir hayat boyu hatırlanacak tatlı bir sürpriz. Düğün Grand Central’da, balayı Türkiye’de gibi olmuş.

Bu sergiyi düşünmek, planlamak, reklamı ve duyurulması için uğraşmak, o günlerde orada durup vazife yapmak… bunların hepsi ne için? Zaman, Amerika’da parayla satılan bir gazete değil. Oradan abone vs de bulunmuyor. Yapılan onca masraf da var. Mesele, hangi vesileyle olursa olsun ülkemizi ve kültürümüzü tanıtmak. Meydana getirilen ortamlarda dünya barışını, paylaşmayı, anlaşmayı bazen sanat, bazen bilim, bazen kültür yoluyla sağlamaya çalışmak. Mesele niyeti sağlam olarak sağlam işler yapmak.

Emeği geçen herkese bolca teşekkürler…

E-posta: gezginabi@yahoo.com

Twitter: @GezginAbi 

Write a comment

No Comments

No Comments Yet!

Let me tell You a sad story ! There are no comments yet, but You can be first one to comment this article.

Write a comment

Only registered users can comment.