Dikkat edin; küçük çocuğunuz büyük çocuğunuzu ezmesin

Kavgadan adam kurtarma replikleri eski Türk filmlerinin çok tekrar eden sahnelerindendir. Başrol oyuncusu birbirini yumruklayan iki insandan dayak yiyenini kurtarmak için birden kavgaya dâhil olur. Kimin haklı kimin haksız olduğunu bilmeden sopa yiyen adamla beraber diğer adamı dövmeye başlar. Seyirci de gördükleriyle mesrur olur, başrol oyuncusunu iyi bir şey yapıyor olduğu düşüncesiyle alkışlar. Başta sahip olduğu güçle zayıf olanı dövenin böylece layığını bulduğuna inanır. Belki dayak atan haklı bir sebeple atıyordur, belki dayak yiyen gerçekten bu durumu hak edecek kadar haddi aşan bir sıkıntıya sebep olmuştur, bu hiç akla getirilmez. Zira milli karakter kodlarımız hep zayıf olanın yanında bulunmaktan yana bizleri zorlamaktadır.

Milli karakter kodlarımız böyle diyor dedik ya gerçekten de pek çoğumuz hiç bilmediğimiz belki öncesinde hiç ismini duymadığınız iki futbol takımının kendi aralarındaki müsabakaya televizyonda bir şekilde şahit olmuşsak hemen iyi oynayan takımdan yana değil de zayıf olandan taraf oluruz. Aslında iyi oynayan bu müsabakaya hazırlık hususunda diğerinden daha çok emek sarf etmiştir, futbolcularını çalıştırmış, masraf yapmıştır. O esnada maçta var olan ve kendi lehine devam eden güzel skoru fazlasıyla hak etmiştir. Bizim bir anda taraf olduğumuz zayıf olan takım ise ihmalinin sonucunda yaşanan sıkıntıya maruz kalmıştır. Skor, eksikliğinin gereğidir. Aslında biz ona merhamet edip, acısak bile bu kötü skoru hak etmektedir. Durum seyretmiş olduğumuz belgesellerde de farklı değildir. Biz aslanın peşinden koştuğu zebraya acır, kaplanın kovaladığı antilobu elimizden gelse televizyonun içerisinden çekip almak isteriz. Ama işin doğrusu yavrularını beslemek ve neslinin devamını sağlamak adına bu yırtıcı hayvanların avlarını yakalamalarıdır.

Merhamet maraz doğuruyor

Özünde güzel fakat yanlış kullanıldığında pek çok zarar veren bir duygu olan zayıfa merhamet ebeveynlerin çocuk yetiştirirken büyük hatalar yapmasına sebep olmaktadır. Anne babalar kardeşlerin birbirleriyle yaşamış oldukları iletişim problemlerinde bazen avukat, bazen savcı, bazen de hâkimlik ya da hakemlik yapmak durumunda kalmaktadırlar. Ebeveynlerin çocuklarının kendi aralarında yaşamış oldukları sıkıntılara dâhil olarak kendilerini sorgulaması ve karar mercii olarak hüküm vermesi anne-babalar ve çocuklar tarafından hoş karşılanmasa da pek çok zaman kaçınılmaz hale gelmektedir. Bu durumun güzel örneğini öğretmen arkadaşlarımdan bir tanesi kendi tecrübelerine dayanarak şöyle anlatıyor: “ Dört tane kız çocuğum var. Yaşları birbirine çok yakın, akşam eve gelince çocukların dördü birden beni kapıda karşılıyor. Her biri sanki koro gibi hep bir ağızdan bir diğerini bana şikâyet ediyor. Durun şimdi içeri bir gireyim o zaman sizinle konuşacağım diyorum. Salona geçip bir sehpa getirip önüme koyuyorum. Bir defter alıp teker teker her birine söz verip anlattıklarını not almaya başlıyorum, arkasından kendilerine sen öyle yapmamalıydın veya sen de böyle yapmalıydın gibi nasihatlerde bulunuyorum. Nasihat ederken en çok kullandığım sözler çocuklardan büyük olanlara ‘Sen büyüksün kardeşine böyle davranmamalısın, küçük olanlara da sen küçüksün ablana böyle saygısızlık yapmamalısın.’ şeklinde oluyor. Mutlaka herkese bir kısım ikazlarda bulunarak durumu tatlıya bağlamaya çalışıyorum.” diyor.

“Sen ablasın büyüksün, sen de kardeşsin küçüksün” ikazları sadece bu öğretmen arkadaşın değil pek çoğumuzun kardeşler arası anlaşmazlıklarda kullandığı favori sözlerden. Her ne kadar birine bir tanesini söylerken bir diğerine diğerini söylemekten geri durmasak da bu iki kelimenin çocuklarımıza karşı kullanımında tam bir adaleti en başta belirttiğimiz milli karakter kodumuzdan kaynaklanan zaafımız yüzünden sağlayamamaktayız. Çocuğumuzu ikaz ederken sözlerimize büyük olanın muhatap olduğu süre ve ses tonu biraz daha uzun ve sert olabiliyor.

Paylaşmak mı? O ne?

Anne-babayı böyle ayırımcı davranmaya iten ana sebep büyük olan çocuğuna ‘sen büyüksün’ derken bu vasfı kardeşe göre çok önemli bir üstünlük olarak kabul etmesinden kaynaklanıyor. O büyük ve güçlü, diğeri küçük ve zayıf aralarında yaşanan husumette elbette büyük bu üstünlüğünü kardeşine karşı kullanıyor. Tabi ki ben onu ikaz ederken sesimi biraz daha fazla yükselteceğim, onunla konuşurken ona daha çok dik dik bakacağım diyen ebeveynin bu tutumu zamanla küçük olanın gözünden kaçmıyor. Bir vakit sonra bu zafiyet henüz paylaşmayı büyük kardeşleri kadar öğrenemediği için evin içerisindeki ilgi ve sevgiye kimse ile ortak olmak istemeyen küçük kardeşin eline bir koz olarak geçebiliyor.

Ebeveynin korkusu büyük çocuğun kardeşini ezmesi iken sahip olduğu bu zafiyeti kendisi daha zayıf olsa bile ebeveynin şefkatini maniple eden küçük kardeşin kıskançlığıyla hadisenin tam tersi şekliyle cereyan etmesine sebep oluyor. Sürekli annesinin ve babasının yanına nemli gözlerle gelen, konuşurken birden sarılıp ağlamaya başlayan, yaşadığı hadiseyi abartarak ajite ederek nakleden ve hemen büyüğünün cezalandırılmasını talep eden küçük kardeş çok zaman istediği neticeye ulaşabiliyor. Büyük kardeş doğru dürüst dinlenmeden “Sana kaç defa dedim kardeşine böyle davranmayacaksın” diyerek azarlanıyor, kalbi yok yere kırılıyor, bazen haksız cezalara tabi tutulabiliyor. Bu durum büyük kardeşin peşin hükümle kendisine tepki gösteren ebeveynlerine gönül koymasına sebep olduğu gibi küçük kardeşine karşı olan tavırlarının da sertleşmesine neden olabiliyor. Bu ev içerisinde eskisine göre daha çok elektrikli hava ve yepyeni problemler manasına geliyor.

Evlerimizin taşıdığı büyük misyon

Kendi problemlerini kendilerinin çözmesini sağlayabilecek donanımlara sahip olmalarını sağlamak çocuklarımızı yetiştirme adına en doğru yaklaşımdır. Anne-babalar çocuklarının kendi aralarında yaşamış oldukları problemlere mümkün mertebe müdahale etmemelidir. Problem çözme ve iletişim tekniklerini çocukların öğrenebilecekleri bir laboratuvar hükmünde olan evlerimiz bu misyonunu eda edemediklerinde çocuklarımızı hayata hazırlayamamış demektir. Çocuklara sürekli ne yapması gerektiğini söylemek yerine iletişimi tesis edemediğinde neler kaybedeceği kendilerine hatırlatılmalıdır. İlla ebeveynin müdahalesinin gerekli olduğunu düşündüğümüz hadiseler çocukların aralarında yaşanıyorsa mutlaka çocuklara karşı sergilediğimiz otoriter tavrı yaş ve cinsiyet ayırt etmeden atılacak eşit adımlarla mutlak adalet çerçevesinde oluşturulmalıdır.

 

Write a comment

No Comments

No Comments Yet!

Let me tell You a sad story ! There are no comments yet, but You can be first one to comment this article.

Write a comment

Only registered users can comment.