Vurun ulan vurun!

“Şu Bahçelievler’de manyağın biri otuz tane tavuğu çalsa, kesse, ertesi gün Ulus gazetesi olayı dört sütun üzerinden verir. Tavuk değil bu yahu 33 tane senin vatandaşın… Hiçbir suçu yok… Tertemiz… Belki hepimizden daha suçsuz… Kimsesizlikten başka suçu yok. Kimsesiz adamlar o kadar…”

Bu cümleler 1943’de Org. Mustafa Muğlalı tarafından kurşuna dizilen 33 Kürt köylüden bahsetmeyen Ulus’u eleştirmek için kurulmuştur! Sadece bu da değil “33 kurşun” diye bir şiir de yazar şair! Ama Tek partinin tek eleştiriye tahammülü yoktur! Ahmet Arif, hakkında soruşturmalar açılır! O bir rejim düşmanıdır artık! Kaçırılır, dövülür, vücudu yara bere içinde bir çöplüğe atılır!

Ahmet Arif’in ilk hapisle tanışması yine tek parti dönemindedir. 1947’da Türkiye Gençler Derneği yönetim kurulu üyesi Melahat Türksal’ın evinde bir şiirinin müsvetteleri  bulunur! Bu şiir, Ahmed Arif’in Türkiye Komünist Partisi’nin üyesi olduğuna, örgütsel çalışma yaptığına, anayasal düzeni yıkıp komünist düzen kurma eyleminde bulundu­ğuna kanıt sayılır. Arif’in de içinde bulunduğu pek çok isim gözaltına alınır. İki gün Hacı Bayram’daki işkence merkezinde sorgulanır, sonra mah­kemeye sevk edilir ve tutuklanır. işkenceler anlatılacak gibi değildir. İlk duruşmada beraat eder!

1950’de “beyaz devrim” ile iktidar değişir. DP görece demokrasi havası estirir! Genel af ilan edilir. Sol görüş ve düşünceler de örgütlenir! Ancak çok geçmez 1951-52’de komünist avı başlar. Ahmet Arif’i İşinden alıp götürürler. “Herkesten zorla para toplayıp komünistlere dağıtmışsın, bu durumu kabul et ve şu belgeyi imzala.” denir!  Bir itirafname konur önüne! İmzalamaz! 9 gün işkence görür. Bu arada istanbul, İzmir ve Ankara başta, yurt çapında 184 kişi tutuklanır. 1952’de, dosya, İstanbul Savcılığı’nda birleştirilir. Arif de İstanbul’a sevk edilir. Ünlü emniyet binası Sansaryan Han’da dokuz numaralı hücreye atılır. Ağır bir grip geçirmektedir. Buna karşın, işkence yapılır, doktora çıkarılmaz. 128 gün hücre hapsinde kalır ve sonunda Harbiye Cezaevi’ne gönderilir!

İşkenceler, Ahmed Arifin üzerinde ağır izler bırakmıştır. Bir keresinde, bileklerini keserek intihar etmek ister. Hastahaneye kaldırılarak kurtarılır! Savcılıkça tamamlanan dosyalar, Ankara Garnizon Komutanlığı 2 Numaralı Askeri Mahkemesi’ne gönderilir. Mahkeme, 15 Ekim 1953 günü başlar. 

Babası Arif Hikmet Bey, oğlunun başına gelenlerden hiç haberdar edilmemiştir. Oğlunun Avrupa’ya gittiğini sanmaktadır. Ahmed Arif, hücredeyken, bir geceyarısı babasının öldüğü haberi verilir. Ahmed Arif, bu olayı, hayatının “en büyük acısı”olarak nitelendirir. Da­yanamaz acıya ve şok geçirir. Kasımpaşa Deniz Hastahanesi’nde tedavi edilir. İyileştikten sonra yeniden Sansaryan Han’a getirlir, hücreye konur. 

Mahkeme, 7 Ekim 1954’te sona erer. 

Ahmed Arif, 2 yıl hapis ve 8 ay da Urfa’da gözetim altında tutulma cezasına çarptırılır. Kamu haklarından kısıtlanır. Mahkeme kararın­dan sonra Ahmed, hapiste yattığı süre gözününe alınarak tahliye edilir. 

Mahkemeye başvurarak nezaret cezasını Diyarbakır’a naklettirir. Kız kardeşinin yanında bir süre kalır. İş bulur, ama 

buna­lımdan kurtulamaz. Hapis korkusu içinde yaşar ve bir daha şiir yazamaz. 

Ahmet Arif, Türkçeyi en güzel kullanan şairlerimizden biridir. Baskıcı rejimlerle ters düşenlerin başına ne gelir, en güzel örneğidir! 

Bir ülke, şairini şiir yazamaz hale getirir mi, bunu yapar mı, adı Türkiye ise yapar! Halk parti gider, AKP gelir yapar! Tek parti, tek adam rejimleri mutlak itaat ister! Şairi, yazarı, gazeteceyi sevmez, ezer! O yüzden Ahmet Arifler ölür, şiirleri yaşar! “Hasretinden Prangalar Eksilttim’, Türkiye’de en çok baskı yapan kitaplar listesindedir. Pek çok şiiri bestelenmiş ve dillerdedir. 

Ahmed Arif  2 Haziran 1991’de kalp krizi geçirerek vefat etti, yaşasa bugünkü zulümleri görür; ” bir 33 kurşun şiiri” daha yazardı! 100 binin üzerinde insanı açlığa mahkum edenleri görmeyen medyayı eleştirir, “Tavuk değil bu yahu senin vatandaşın!…” derdi. 

Görüşü ne olursa olsun, kimden gelirse gelsin zalime karşı çıkmadık; yine inancı, fikri ve yaşam tarzı ne olursa olsun mazlumun yanında olamadık! 

Kısaca; Şair Ariflere sahip çıkamadık, bütün Arifleri almaya cesaret ettiler! Yaşanan budur! 

Otuzüç Kurşun’dan…

   Vurulmuşum

   Vakitlerden bir sabah namazında 

   Yatarım         

   Kanlı, upuzun… 

   Vurulmuşum 

   Düşüm, gecelerden kara 

   Bir hayra yoranım çıkmaz 

   Canım alırlar ecelsiz 

   Sığdıramam kitaplara 

   Şifre buyurmuş bir paşa 

   Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız 

   Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz 

   Rivayet sanılır belki 

   Gül memeler değil 

   Domdom kurşunu 

   Paramparça ağzımdaki… 

   Vurun ulan, 

   Vurun, 

   Ben kolay ölmem. 

   Ocakta küllenmiş közüm, 

   Karnımda sözüm var 

   Haldan bilene. 

   Babam gözlerini verdi Urfa önünde 

   Üç de kardaşını 

   Üç nazlı selvi, 

   Ömrüne doymamış üç dağ parçası. 

   Burçlardan, tepelerden, minarelerden 

   Kirve, hısım, dağların çocukları 

   Fransız Kuşatmasına karşı koyanda

Yorum Yaz

Yorum yapılmamış

Henüz yorum yapılmamış!

Henüz hiçbir yorum yapılmamış. Ama bu habere ilk yorum yapan siz olabilirsiniz.

Yorum Yaz
Yorumları Gör

Yorum Yaz

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.
İşaretlenen alanların doldurulması gereklidir*