Gayretullah ufkunda bir bekleyiş

Çağlayan dergisinin  Ocak 2018  sayısının  kapağında, Cenab-ı Haktan pırıl pırıl bir sabah bir inşirah bekleyişin,  gayretullah ufkuna dikilen gaybî sürmeler sürülmüş gözlerin,  derin bir ifadesi sergileniyor!..

Bu sayının, Muhammed Fethullah Gülen Hocaefendi tarafından kaleme alınan başyazısı “İstikamet  Âbideleri” ni anlatıyor:

“Onlar yerinde İRADE   ve  ŞUUR  MERCEĞİNİ  kendi iç dünyalarını temâşâya yönlendirir ve fıtrat-ı asliyelerini kontrollere koyulur; ardından da hemen onu ötelere ve ötelerin de ötesine tevcih ederek Yaratan’a iç döker, arz-ı halde bulunur, ahd ü peyman yenilemesine girer ve yerlere yüz sürmeye dururlar. Farkındadırlar ÂYİNE-İ  SAMEDÂNİYE  olduklarının, bütün kevn ü mekânlara bir fihrist olarak yaratıldıklarının. (…)  Onlar birer kurbet eri, vuslat sevdalısı iseler, böyle yanıp tutuşanların yolu da aşku iştiyak-ı likâullah güzergâhı olmalıdır. Evet, kendi uzaklıklarını aşıp o en yakınlardan yakın Zât’ın ‘bî kem u keyf’ maiyetine erme helezonu da bu olsa gerek!… Erilecek ufka erenler böyle bir azm-i ikdamlar ermişlerdir; hevâ ve heveslerinin ağına takılıp kalanlar ise takılıp yollarda kalmışlardır.

“Dünden bugüne gölgesini arkasına alıp sürekli güneşe müteveccih yürüyenler hemen her zaman çok farklı bir derinlikte kendileriyle mütemadiyen yüzleşmiş; kalb ve ruhlarında, tasavvur ve tahayyüllerinde var gördükleri veya var farzettikleri  kayma endişeleriyle tir tir titremiş; his, heyecan ve endişeleri dillerine emanet sürekli inleyip durmuş ve en içten ‘Yâ Rab!’ deyip sızlanmışlardır. Kamer-i Münîr  ve mutlak manasındaki o İnsan-ı Kâmil’den çevresinde hâlelenen yıldızlara kadar hemen hepsi, maiyyete uzanan  peygamberler güzargâhının ayrılmaz yolcuları olmuş ve arkadan gelenlere yanıltmayan birer rehber tavrı sergilemişlerdir. Yolları açık olsun ve Cenab-ı Erhamü’r-Râhimîn bizleri de o yolun yolcularından eylesin.”

Sağlık bölümünde Prof. Dr. Ömer Yıldız “Ağrıyla Nasıl Başa  Çıkabiliriz?” başlıklı yazısında ağrıların hikmeti de anlatılıyor: “Ağrı, beş duyumuzun dışında sanki ALTINCI  BİR  DUYU gibidir. (…)  Ağrı, Rabbimizin bedenimize yerleştirdi bir  ALARM veya SİGORTA  sistemidir.”

Prof. Dr. Şerif Ali Tekelan “Eleştirel Akıl Ve  İstişare” başlıklı araştırma yazısında, akıl yürütme, akıl durgunluğu ve eleştirel akıl tabirleri üzerinde duruyor.

Deneme bölümünde Sadık Sefer’in “Hâdiseler, Hakikatler ve Bir Muhasebe”  başlıklı yazısı var.

M. Fethullah Gülen Hocaefendinin “Hep ‘Sen’ Deyip Durdum”  ve “Aşkını Soluklamak” isimli iki naat var…

Bilim dalında Nuh Yılmaz’ın “Vücudumuzdaki Hassas  Enerji Ayarı”  bulunmakta.

Hikmet Arar, “Albert” başlıklı hikayesiyle hidayetine vesile olunan bir gencin hikayesini anlatıyor. Böylece adanmış ruhlar ve eğitim gönüllülerimiz ile Sezai Karakoç’un:

Güneşin ışığını taşıyanlar

Koşanlar bunlardır çağırdığın fecre doğru

Yoğrulacak bir fecre doğru

Aydın sütunlar taşıyorlar

Gün ışığından kemerler

Çerçeveler yerleştiriyorlar dört yöne” mısraları arasında derin münasebetler kuruyor.

M. Fethullah Gülen Hocaefendi, Kalbin Zümrüt Tepelerine istidrak olarak yazdığı “Kendi Derinliğiyle Latîfe-i Rabbâniye” yazısının üçüncü bölümünde şöyle diyor: “Kalbin celâlî ve cemâlî tecelliler arasında evrilip çevrilmesine şöyle yaklaşanlar da olmuştur: KALB, nefis ile ruh-i insanî arasında nuranî bir lâtifedir; bir yandan nezd-i ulûhiyetten gelen değişik tecelli dalga boyundaki İlâhî nurları ve Rabbânî sırları alarak o ziya-i Rabbânî ile insanın mâhiyetini okunan muhtevalı bir kitap haline getirir; diğer yandan da  şeytanî lümme (hortum) sisteminin tesirini kırarak, ona fonksiyonunu eda edemez duruma düşürür. Bu mübarek lâtîfe, kendi ufku itibariyle misyonunu eda edince, insanın mânevî anatomisindeki âhenk de hep ‘Hakk’ı’ dillendirir. Aksine lâtife-i Rabbaniye nefis, şeytan ve hevâ şerareleriyle aritmilere girerse, insanın mahiyetindeki İlahî âhenkte de bunun  negatif tesirleri görülür. (…) Bu lâtife-i Rabbaniyenin maddi yapısı ve mânevî derinliğiyle kontrol altında bulunması da çok önemli ve hayatîdir. (…) Gelin, her zaman bir ayna gibi pırıl pırıl kalın  ki, gelen İlahî sırlar ve nurlar  bütün benliğinizi sarsın! Kalben hep O’na teveccühte bulunun ki, sürpriz teveccüh iltifatlarına mazhar olasınız!..  O’nun  sevgi ve sevdasıyla sabahlayın-akşamlayın ki, ruh dünyanızın da sabahları Cennet sabahı, akşamları da Firdevs akşamı olsun!..”

Prof. Dr. Atıf Yorulmaz, “Hayvanların Ömürleri” başlıklı yazısında, canlıların İlahî sanat motif  ve nakışlarını sergileyen yaşayışları ve kaçınılmaz  son olarak da ölmelerinin hikmet ve sırları üzerinde duruyor.

Doç. Dr. Mehmet Ömer  Kahraman “M. Fethullah Gülen Hocaefendinin Sosyal Bilim Anlayışı” başlıklı yazısında, ana hatları ile Hocaefendi’nin sosyal bilim anlayışı üzerinde duruyor. Kendisinin sosyal bilimlere teşviki yanında, ölçülerimiz açısından korunması gereken çizgilerle ilgili tesbitlerini ortaya koyuyor.

Muhammed Sait Hafızoğlu’nun “Divan-ı Kebir”den tercüme ettiği “Gazel” de bulunuyor.

Atiye Demirkan “Niçin Bu Düşmanlık” başlıklı yazısında M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “Sonsuz Nur” isimli eserini okuyarak gerçek peygamber sevgisini kazanmış bir hanımefendinin, Hocaefendi’nin bu ve diğer kitaplarının dindar görünümlü kişiler tarafından yakılmasına bir türlü mâna verememesinin hikayesini anlatıyor.

Ümit Türkoğlu’ndan “Hasret Bitti Bitecek” şiiri var.

Biyografi bölümünde Yusuf Ünvar “Şeyhülislam İbn-i Kemâl” yazısında Kemâl Paşazâde’nin yaşadığı dönemin genel özelliklerini, ailesini, eğitimini, görevlerini, talebelerini, eserlerini, bazı fikirlerini, vasiyetini ve vefatını yazıyor…

İşte Ocak 2018 sayısında da Çağlayan dopdolu güzelliklerle arz-ı endam ediyor. Onu dikkatli okuyup mesajlarından istifade edelim ve başkalarının istifadesi için de gayret gösterelim… Yolunuz açık olsun, Çağlayanlar gibi çağıldayıp durun inşaallah…

Yorum Yaz

Yorum yapılmamış

Henüz yorum yapılmamış!

Henüz hiçbir yorum yapılmamış. Ama bu habere ilk yorum yapan siz olabilirsiniz.

Yorum Yaz
Yorumları Gör

Yorum Yaz

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.
İşaretlenen alanların doldurulması gereklidir*