Casus Uydulardan Selfie Çubuğuna

Casus Uydulardan Selfie Çubuğuna

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında başlayan Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği, silahlanma yarışının yanı sıra birbirlerinin her hareketini izlemek amacıyla dünyanın yörüngesinde de rekabet halindeydi.

1960’ların teknolojisiyle uzaya gönderilen ilk casus uyduların çektikleri düşmana dair çok gizli fotoğraflar ancak ordunun ilgili bölümünün adeta alarma geçtiği, filmlerin bulunduğu kapsüllerin paraşütlerle yeryüzüne indirilmesi sonucunda incelenebiliyordu.

Uzun ve bir hayli fazla maliyetli olan bu süreci aşmak amacıyla çalışmalara başlayan bilim adamları, sorunu ancak 1976’nın sonunda uzaya gönderilen KH-11 uydusuyla çözdü. Uydu, çektiği 0,64 megapiksel çözünürlüğe sahip fotoğrafları artık şifreli bir şekilde radyo linklerini kullanarak dünyaya gönderebilecekti.

Evet, dijital ‘selfie’ süreci uzayda bu şekilde başladı. 70’li yıllardan itibaren binlerce lisans alındı, teknoloji gelişti, yarı iletkenler ucuzladı, yüzlerce kiloluk cihazlar sonunda cebimize kadar girdi.

İLK PORTATİF KAMERA 1981’DE ÜRETİLDİ

Portatif ilk elektronik kamera 1981 yılında Sony tarafından Mavica adıyla geliştirildi. Belli bir yaşın üzerindekilerin geçmiş zamanlarda bolca kullandığı bilgisayar disketlerine benzeyen 2 inç’lik ‘Video Disket’lere kayıt yapan Mavica’nın görüntü kalitesi dönemin geçerli televizyon yayınlarına eşdeğer olarak kabul ediliyordu.

DİJİTAL PAZARINA İLK CANON GİRDİ

Pazara sunulan ilk portatif elektronik kamera ise Canon RC-701 oldu. 1984 Yaz Olimpiyatlarında tanıtımı yapılan RC-701 yaklaşık 2.500 ABD Doları etiket fiyatıyla satılıyordu. Saniyede 10 fps görüntü kaydeden makine çok programlı otomatik pozlama yapabiliyordu. Canon’un görüntü kalitesi film kullanan kameralara göre kötü olduğu değerlendiriliyordu. Ancak Sony Mavica’yla birlikte bu cihaz video görüntülerini dondurarak kaydettiğinden tam olarak dijital fotoğraf makinesi olarak değerlendirilmiyor.

İLK MEGAPİKSEL SENSÖRÜ KODAK GELİŞTİRDİ

1986 yılında 1.4 milyon piksellik sensör geliştiren Kodak, 1991 yılında Nikon F3 gövdesine eklediği hantal depolama ünitesiyle ilk DSLR fotoğraf makinesini geliştirdi. Kodak DCS 100 adı verilen bu cihazın 13 bin dolarlık fiyatı ise bugün için bile oldukça yüksek. Bunu 1992’de daha taşınabilir DCS 200 ve 1994’de 28 bin dolarlık fiyatıyla DSC 400 serisi makineler takip etti.

İLETİŞİMİ HIZLANDIRDI

Gazeteciliğin iyiden iyiye zamana karşı bir yarış haline gldiğinin hissedildiği 90’lı yılların sonlarında, medya dünyasının pahalı oyuncakları olan DSLR kameralar birbiri ardına gelmeye başladı. Canon Eos 1N gövdesine entegre edilmiş Kodak DCS 500 serisi, Canon D2000, Canon D6000 ve Nikon D1 gibi profesyonel fotoğraf makineleriyle fotoğrafçılık adeta bambaşka bir boyuta geçti.

AKILLI TELEFONLAR VE KODAK’IN HAZİN SONU

Teknolojinin ilerlemesi ve yarı iletken maliyetlerinin düşmesiyle birlikte bu cihazların boyutlarını küçültüp artık telefonlarımıza bile girerek cebimizin ayrılmaz bir parçası haline getirdi. Bir zamanların hantal, ağır ve düşük kapasiteli cihazları; 2016 yılına geldiğimizde iletişimi hızlandırmanın yanı sıra, herkesin gazetecilik dürtülerini tetikleyip ‘selfie’ denen bir çılgınlığın yayılmasına da sebep oldu.

Bu süreçte belki de en acı gelişme ‘dijital’ devrimin başat aktörlerinden biri olan ve fotoğrafçılıkla ilgili binlerce patente sahip Kodak firmasının iflasıydı. İlk olarak 1976’da dünyanın yörüngesinde bulunan casus uydularda görülen dijital kameralar, artık selfie çubuğunun ucuna taktığımız cep telefonu, hatta 360 dereceyi gösterebilen selfie cihazlarıyla artık insan yörüngesinde gelişimini sürdürüyor.

 

Yorum Yaz

Yorum yapılmamış

Henüz yorum yapılmamış!

Henüz hiçbir yorum yapılmamış. Ama bu habere ilk yorum yapan siz olabilirsiniz.

Yorum Yaz
Yorumları Gör

Yorum Yaz

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.
İşaretlenen alanların doldurulması gereklidir*