Bir kaç kadın tiplemesi

Köylü mü kentli mi, muhafazakar mı modern mi olduğunu hala kestiremediğim bir arkadaşım var.

Geçenlerde, “İslam’da kadın konusunda bir derleme yapmanızı bekliyorum” dediğinde “Ahmet Kurucan’in bile hep ucu açık yazılar kaleme aldığı 15 asırlık bir konu! Etim ne budum ne ki bu konuda ben derleme yapayım?” diye içimden geçmişti.

İslam’da kadın konusu mühendis aklımla kavrayamayacağım kadar geniş belki de. Dolayısıyla bu konuda benim de hatırıma gelenler “Peygamberimizin Hudeybiye’de Ümmü Seleme validemizle istişaresi” ile “Hz. Aişe’nin orduya kumandanlık etmesi” gibi bir iki örnekten öteye geçmez. “Allahım, biz kadınları yaratmandaki hikmet mahiyet-i nefs ul-emirde neyse, beni ona mutabık yaşat” diye dualarımda istikamet talep ettiğim bir konu.

Cinsiyet körü olan Çerkez kültürüyle, ağdalı ataerkil Konyalı kültürünün arasında çifte kimlikli yetişmişim. Feminist olmadan kadınların haklarını savunur, ezilip basılmadan da erkeklerin egemenliğini kabul edebilirim. Bir tarafın “Anneannesine çekmiş mutaassıp Konyalı”, diğerinin “Mezhebi geniş sosyete çerkez” diye adlandırdığı üçüncü kültür insanıyım ne de olsa. “İdeal kadın” tiplemesi konusunda hala gel-git yaşadığımdan olsa gerek, kendi duruşunu ister geleneksel, ister feminist olarak sabitlemiş kadınlara hep imrenirim bu yüzden.

“Belki de bocalamalarıma son verecek çalışma tam da budur” diye başladım araştırmaya. İlk olarak Hintli Dr. Akram Nadwi’nin “El-Muhaddisat (Kadın Hadis Alimleri)” adlı eseri karşıma çıktı. Dr. Nadwi, 30-40 tane kadın hadis alimi derlemeyi beklerken, tam 40 cilti dolduracak kadar biyografiye ulaşıyor.  Aklımı yokluyorum: Buhari,
Ibni Hacer, Suyuti’yi hatırlıyorum ama tek bir kadın düşünemiyorum.

Oysa İbni Hacerin 53, Suyuti’nin ise 33 kadar kadın öğretmenle hadis çalıştığı söyleniyor. Sahabe ve tabiin kadın hadis alimleri sayısı erkeklerle at başı. Ancak tebe-i tabiin döneminde erkekler daha çok rivayet etmeye başlamışlar. Büyük olasılıkla, daha rahat seyahat edebilen erkekler, zorunlu olmadıkça ancak kendileri gibi erkek olan alimleri ziyaret ederek, onlardan rivayet etmeyi yeğlemişler. Erkek erkeğe ilmi görüşmeler trendiyle beraber, hadis dünyasından da kadınlar tecrid olmuşlar böylece.

İlmiyle meşhur Hz. Aişe’nin yetiştirdiği kadın alim yok muydu diye merak ederdim. Meğerse en ünlü talebesi Amrah binti Abdurrahman imiş. İlk müceddit Ömer bin Abdulaziz’in “Şu anda yaşayanlar içinde Amrah’dan daha çok hadise hâkim kimse yoktur” diye iltifat ettiği kadın.

İslam’da muhaddis ve fakih kadınlar çok olmakla beraber formal kadılık pozisyonlarında kadınlara rastlanmıyor. Ama erkek kadıların kararlarına karşı çıkıp tersine çeviren kadınlar mevcud. Mesela Amrah’nin pek çok erkek alimin huzurunda görülen bir davada, fıkıh bilgisiyle kadının kararının değiştirdiği kayıtlı.

Hafsa binti Sirin ve Ümmü Derda da tabiinin meşhur kadın hadisçilerinden. Ümmü Derda Emevi Camiinin kuzey tarafında erkeklere de hadis dersleri verirmiş. Bir muhaddisenin dersine katılmak icin yol tepen erkekler varmış. Zamanın halifesi bile Ümmü Derda’nın talebesiymiş. Bunları yine bir erkek olan İbni Kesir’den öğreniyoruz. Ne tuhaftır ki her kadının otantikliği, meşhur bir erkek tarafından kayıtlanınca hakikat olmuş sanki.

Hz. Hasan’ın kızı Seyide Nefise fıkıh alimesi. Hatta talebesi İmam Şafi’de gelecek gördüğü için parasal yükünü üzerine alıp eğitmiş. Hocası kadın olan tek mezhep imamı Şafi hazretleri değil. İmam Malik de Ayşe binti Saad bin Ebi Vakkas tarafından yetiştirilmiş. Ancak iki hanım da, yetiştirdikleri öğrencileri kadar meşhur olmamışlar. Cahiliye döneminde kız çoçuklarının kendileri, cahiliyeden sonra da yapıp ettikleri gömülmüş, unutulmuş anlaşılan.

Hatırlanası kadın tiplemelerinden bir diğeri Nebe Suresinde adı geçen Sebe Melikesi Belkıs! Politik liderlik, entellektüel merak, ve sonunda gelen hidayeti temsil eden bu kadın tiplemesi Kuran’da geçtiğine göre, yöneticilik makamı kadınlara açık olsa gerek. Onun izinden gitmiş Müslüman kadın yöneticiler var mı diye aklıma gelen soruya ilk etapta iki örnek buluyorum.

Raziye Sultan, 1236-1240 tarihlerinde Delhi’nin ilk ve son kadın sultanı. Şecer el-Durr ise Mısır’da sultan olan eşi öldükten sonra tahta geçip 7. Haçlı Seferi’nde ülkesini başarıyla koruyan Mısır Sultanı. Ama ne yazık ki, tarih sahnesinde ikisine de bir kadının sultanlığını taşıyabilecek Hz. Süleyman erdeminde bir erkek eşlik edememiş. Dolayısıyla, Raziye Sultan kadınlar tarafından yönetilmeyi sindiremeyenlerce tahttan indirilip öldürülmüş. Şecer ise apar topar evlenip, sultan olan eşinin gölgesinde kalarak canını kurtarmış.

İlginç örneklerden bir diğeri Seyyide el-Hurra. Endülüs, Hristiyan egemenliğine girdikten sonra Fas’a yerleşip korsanlık yapan bu Müslüman kadın hakkındaki bütün bilgiyi İspanyol ve Portekiz kaynaklardan öğrenebiliyoruz. Zira, İspanyol emperyalizmine karşı Barbaros Hayreddin Paşa ile birlikte savaşmış bu kadın hakkında
müslüman kaynaklar sessiz kalmışlar her ne hikmetse.

Dünyada ilk kez diploma vererek eğitimi tescilleyen üniversite sistemi Fas’taki Qarawiyyin Medresesi’ymiş. Bu medresenin 859’da Fatma el-Fihri adlı Müslüman bir kadın tarafından kurulduğunu UNESCO ve Guinness Rekorlar Kitabı’ndan öğreniyoruz.

Daha yakın tarihimize geldiğimizde de kelli felli kadınlar yok değil. Mesela Zeynep el-Gazali 1917’de Mısır’da doğmuş bir aktivist. Kurduğu Cemaat-ul Seyyidetil Muslimat adlı kadın kuruluşu 3 milyon üye sayısına sahip olmuş. İhvan-i Musliminin kurucusu Hasan el-Benna Zeynep’e iki kuruluşu birleştirmeyi bile teklif etmiş. Benna öldürüldükten sonra Zeynep İhvan-i Muslimin içinde aktif bir rol alıp hatta sonunda hapsedilmiş. Hapis günleri hakkında “Firavunun Dönüşü” adlı bir de eser kaleme almış. Bennayı hepimiz duymuşuzdur. Oysa Zeynebi bilmeyiz.

Kadınlara inen tesettür ayeti, yaptığıyla ettiğiyle adıyla sanıyla kadının tamamen setrolması şekline dönüştü belki de. Hangi topluluğa bakarsanız bakın, toplumun neredeyse yarısı olan kadınlar dar kalıplara hapsedilmiş durumda. Ancak bunun için tamamen erkekleri suçlamak da insafsızlık olsa gerek. 8 Mart Kadınlar günü paneline zamanın encümen üyesi bir kadını davet ettiğimizde, “Erkeklerden görmediğim eziyeti kadınlardan, kadınlardan görmediğim desteği de erkeklerden görüyorum” diye hemcinslerine serzenişte bulunmuştu.  Erkeklerin kadın sistemini ve varlığını tanımamasından daha büyük bir problem, çoğu zaman belki de kadınların kendi sistem ve varlığını sindirememesi oluyor.

“Neden bir kadın general olmuyor merak ederim” diyen alimlerimiz yok değil. Hal böyleyken kadın topluluğuna düşen, belki de ihlas ve uhuvvet düsturlarıyla müzekkerleşmek! Bulunduğu kültür ortamının cihazlarıyla donanmak! Örnek istiyorsak, çok deşelemeye gerek olmadan tarih sayfalarinda bize her konuda ışık tutacak bir kadın tiplemesi karşımıza çıkacaktır. Savaşları başlatan, sürdüren erkekler olmuş genelde. Ama barışları tesis eden, şefkat ruhuyla toplumu yeniden inşa edenlerse hep kadınlar! Necip milletimiz şu anda ucunu göremediğimiz karanlık bir tünelden geçiyor. Eğer ki bu tünel bir selamete açılacaksa, neticesinde kadınlara çok işler düşecek! Benden söylemesi!

Yorum Yaz

Yorum yapılmamış

Henüz yorum yapılmamış!

Henüz hiçbir yorum yapılmamış. Ama bu habere ilk yorum yapan siz olabilirsiniz.

Yorum Yaz
Yorumları Gör

Yorum Yaz

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.
İşaretlenen alanların doldurulması gereklidir*

FACEBOOK