Fatih Behçet Çağlayan-Kilisede bir iftar programı

Geçen günlerde bir davet üzerine bir kilisede düzenlenen iftar programına katıldım.

Daha önceden bu tür programların düzenlendiğinden haberim vardı ancak bu benim için bir ilk olacaktı. Amerikalılarla iftar yapmanın nasıl bir his olduğunu birinci elden tecrübe etme fırsatını kaçırmak istemedim ve davete icabet ettim.

Protestan mezhebinin bir kolu olan United Church of Christ adlı cemaatin kilisesiydi programın düzenlendiği yer. Kilisenin hemen girişinde yer alan “open and affirming”  yazısı ve hemen altında yer alan gökkuşağı renkleri dikkatimi çekmişti. Bunun anlamı “eşcinseller” dahil herkese kapımız açık demek oluyordu.

İçeri girdikten hemen sonra bizi kapıda karşılayan yetkililer ellerimize birer yaka kartı tutuşturdular ve üzerine ismimizi yazmamızı söylediler. Yaka kartlarımızı takıp içeriye girdik ve boş bir masaya oturduk. Çok geçmeden kilise cemaatinden bir kaç kişi gelip yanımızda oturmak için müsaade istedi.

Programın açılışını ev sahibi kilisenin papazı (pastor deniyor), programın diğer organizatörü olan başka bir kilisenin temsilcisi bir bayan ve Türk Kültür Merkezi’den bir gönüllü beraber yaptılar.

Kilisenin papazı konuşmasında böyle bir zamanda (yakın zamanda yaşanan olayları kastederek) birbirimizi anlamaya daha çok ihtiyacımız olduğunu söyledi. Kapılarının her inançtan ve her düşünceden insana açık olduğunu, arzu edenlerin ibadet saatlerinde bile gelip kendilerine katılabileceğini ifade etti.

Diğer kilisenin temsilcisi bayan da, ünlü bir düşünürün sözünden hareketle “ekmeği paylaşmanın” birbirimizi anlama ve yakınlaşma adına ne kadar önemli olduğunu vurguladı.

Türk Kültür Merkezi gönüllüleri, kısa bir sunumla Ramazan ayı ve oruç hakkında katılımcıları bilgilendirdiler. Oldukça profesyonel bir biçimde hazırlanan sunumda orucun anlamı ve insana kazandırdıkları  çok güzel bir biçimde ifade ediliyordu. Sunumum sonunda İngilizce altyazıyla ezan okundu. Kilisenin içi ezan sesiyle yankılanırken insanlar pür dikkat, huşu içinde ezanı dinlediler.

Okunan ezanın hemen ardından orucumuzu açtık. Kilise mensuplarından da o güne has oruç tutanların olduğunu öğrendik. Kimileri gün ortasında susuzluğa dayanamayp su içmiş olsalar da gün boyu bir lokma dahi ağızlarına atmadan iftar vaktini beklemişlerdi.

Yemek esnasında İslamiyete, Ramazan ayına ve ibadetlere dair soruların ardı arkası kesilmiyordu. Kulaktan dolma bilgilere sahip oldukları İslam dini ve Müslümanlık hakkında daha doyurucu bilgiler almaya çalışıyorlardı. Dilimiz döndüğünce anlatmaya gayret gösterdik.

Yemeğin ardından katılımcılara kiliseyi gezdirdiler. Faaliyetlerini ve kendi inanç sistemlerini sıkmadan, dikte etmeden izah etmeye çalışıyorlardı. Programın sonunda karşılıklı  iletişim bilgileri alındı ve bu iftar programı vesilesiyle kurulan münasebetlerin devam etmesi temennisinde bulunuldu.

Bizler de ülkenin içinden geçtiği bu zor günlerde Müslümanlara kapılarını açtıkları için kendilerine teşekkür ettik.

Diyalog faaliyetlerini  eleştirenler, günümüzde İslam adına çizilen tablonun ne kadar korkutucu olduğunu belki de bilmiyorlar. Batı ülkelerinde yaşayan Müslümanlar, şayet kendilerini doğru bir biçimde ifade edemezlerse terörist damgası yemekten kendilerini alıkoyamıyorlar. Bu tür programlar, İslam dininin doğru bir biçimde anlatılması ve birinci ağızdan aktarılması hususunda büyük önem taşıyor.

Write a comment

2 Comments

  1. Fakir June 26, 01:01

    Ah benim güzel abim inşallah dediğiniz gibi bilmedikleri için karşı cikiyorlardir.

  2. dervis August 1, 21:56

    behcet bey yazilarinizi ozlemle bekliyoruz birkac haftadir yaziliriniza ara verdiginizi gozlemliyorum. Ins kisa bir aradan sonra bizler o guzel yazilarinizi tekrar okuma sansi buluruz.

Only registered users can comment.