Boston’da dünya huzuruna saldırı

Dün, Amerika’nın ve dünyanın önemli merkezlerinden biri olan Boston şehri kanlı bir saldırı ile sarsıldı. 1897 yılından beri koşulan Boston Maratonu, dünyadaki en büyük 6 maratondan biri. Yıllık ortalama 500 bin seyiricisi olan maraton, Amerika’nın tarihi ve en büyük maratonu olarak biliniyor. 23 bin yarışçının katıldığı maratonda yapılan saldırılar sonucu 3 kişi öldü 147 kişi yaralandı. Olay sonrası Amerika’da bayraklar yarıya indirildi. Amerika genelinde güvenlik önlemleri artırıldı. Dünyada denebilir ki her dilden, dinden, kültürden, renkten, ırktan insanın huzur içinde yaşadığı bir dünya şehrinde başgösteren bu olayın sıradan ve basit bir saldırı olmadığını düşünüyorum. Dünyada öyle merkezler vardır ki orada menfi-müspet bir olay olduğunda adeta heryerde derinden hissedilir. 

 

Boston, Amerika’nın ve dünyanın akademik nabzının attığı bir şehir. Amerika’da ve dünyada başta eğitim olmak üzere sağlık finans ve teknoloji merkezlerinden biri. Harvard Üniversitesi, MIT, Massachusetts Üniversitesi, Northeastern Üniversitesi ve daha bir çok meşhur üniversitesiyle hala dünyanın ve eğitim dünyasının dikkatini çekmeye devam ediyor. Meseleye bir de bu yönüyle bakılınca birileri Amerika’nın huzurunu kaçırmak istiyor. Huzura kast etmek için önemli merkezler hedef alınır. Amerika’nın huzuruna kast edilince bunun dünya çapında nelere mal olduğu veya olacağı da aşikardır. Dünyada savaşın, kin ve nefretin ibresinin düşmek bir yana sürekli yükselmesini kim veya kimler istiyor bunun ayrı değerlendirilmesi gerekir.

 

Hadise dehşetli ve ürkütücü. Sanki birileri özellikle Amerika’da korkunun her zaman ve her yerde hakim olmasını istiyor. Sanki birileri bütün Amerikan halkının en yakın arkadaşına ve çevresine paranoya ve şüphe ile bakmasını istiyor. Sanki Amerika halkının ısrarla huzuru kaçırılıyor. Amerika’da yüzlerce farklı dil ve kültürden insanların özgürce barış içinde yaşantısı iradi olarak dinamitleniyor. Sanki toplumlar arası itina ile inşa edilen dostluk köprüleri sinsice sarsılıyor. Bütün bu ve benzeri olaylar insanlar, toplumlar, farklı milletler ve dinler arasına iradi olarak sokulmak istenen fitne ve fesattan başka bir şey değildir. Bu türden saldırılarla hedeflenen şeyler Amerikayı asıl Amerika yapan adalet, özgürlük ve demokrasi gibi asli değerleri yok etmektir.     

 

Bu üzücü hadise karşısında insanlıktan nasibini almış insanların üzülmemesi mümkün değil. İnsan olan herkesin dünyanın neresinde olursa olsun, hangi dilden, dinden, ırktan ve renkten böylesine insafsız saldırılar karşısında sessiz kalması düşünülemez elbette. Hele bir de öldürülenler masum insanlar ve daha da ötesinde günahsız çocuklar ise. Ama işin en garip tarafı dünya bu türden hadiseleri aslında hergün yaşıyor. Dünyanın muhtelif yerlerinde bazen açlıktan, bazen terörden bazen planlı kalleş bir saldırıdan nice masum insanların can verdiğini belkide her gün duyuyoruz. İnsan her yerde ve yörede insan, çocuk her yerde çocuk, masum her yerde masum. Çekilen acıların verdiği ızdırap, dökülen gözyaşları hep aynı. Huzura kasteden insan bozması canavarlar her yerde aynı canavarlığı sergiliyor. 

 

Bu vesile ile farklı bir konu dikkatimi çekti. Daha çok yakın geçmişte bu türden saldırılar sonrası önemli medya organları olay ortaya çıkmadan bilgi kirliliğiyle suçu hemen Müslümanlara atmayı ihmal etmezdi. Ama bu sefer çok farklı yorumlara şahit olduk. Başta Başkan Obama, “Bunu kimin, neden yaptığını henüz bilmiyoruz ve kimse elimizde gerçek bilgiler olmadan bir takım çıkarımlar yapmamalı.” dedi. ABD başkanı, “Fakat hiç şüpheniz olmasın ki bu olayın sonuna kadar gideceğiz ve failleri bulacağız” dedi. “Kimse elimizde gerçek bilgiler olmadan bir takım çıkarımlar yapmamalı” cümlesi bana çok anlamlı ve manidar geldi. Başkan Obama, bu çıkışıyla da olası muhtemel yalan yanlış spekülasyonların önünü almış oldu. Basın bu sefer daha temkinli davranarak itidalle hareket etti. Belki de bunda son yıllarda Amerika’da başgösteren toplu silahlı saldırıların da etkisi olmuş olabilir. 

 

Hatırlayın geçen yıllarda Norveç’te meydana gelen terör hadisesi, başta Avrupa olmak üzere bütün dünyayı sarsmıştı. Amerika’nın ve dünyanın refarans gazeteleri sayılan New York Times, Wall Street Journal ve Washington Post bu konuda yalan haberleriyle çuvallamıştı. Dünya basınına yön veren medya kurumlarının böyle bir yanlışı yapmaları bu gazetelere hiç ama hiç yakışmamıştı. Amerika, Avrupa ve dünyanın muhtelif yerlerinde cereyan eden bu kabil olayları her defasında Müslümanların üzerine yıkmayı ahlak haline getirmişlerdi. ‘Bir Müslümanın terörist, bir teröristin de Müslüman olamayacağı’ hakikatını ısrarla görmek istememişlerdi. Bu ve benzeri onlarca belki yüzlerce haber yapılmıştı. Maksatlı, tetikçi bir gazetecilik zihniyetinin en bariz göstergesiydi bunlar. Sonra işin aslı, olayın failinin portresi ortaya çıkınca aynı uslup ile meseleye yanaşmamışlardı. Çifte standartın dik alasıydı bu. Gazetecilikte yalan ve yanlış maksatlı haberlere genelde üçüncü sınıf ülkelerde rastlanır. Amerika’da bunları görünce bütün bunların gelişi güzel hadiseler ve haberler olmadığını daha net anlamıştık o zamanlar.

 

Bu yanlışları yapan CNN, FOX, New York Times, Wall Street Journal, Washington Post gibi meşhur medya organlarına kınama da yine Amerkalı insaflı bir kurum olan FAIR’den gelmişti. FAIR, 1986 yılından beri ABD basınını ‘adil ve doğru habercilik’ açısından tarayan bir kurum. Norveç katliamından sonra ‘Oklahoma hatalarından ders çıkarmamak’ isimli bir yorum yayınlamıştı. FAIR, Amerikan medyasının İslam söz konusu olduğunda ‘tek yanlı’ davrandığını ifade ediyordu. Bu olay bana bunları tedai ettirdi. Medyanın temkinli ve objektif yaklaşımının devam etmesinin önemli olduğuna inanıyorum.

Write a comment

1 Comment

  1. Abdussamet April 17, 17:37

    Tesbitleriniz harika. Ufuk açıcı bilgilerinizden dolayı teşekkürler.

Only registered users can comment.