Giderayak tehlikeli hamleler

AKP hükümeti, iç ve dış politikayı domine ettiği 13 yılın sonunda sadece halktan bir zamanlar almış olduğu güvenoyunu kaybetmiş değil.

Uluslararası camiada da ciddi bir güven erozyonu söz konusu. Ancak, başta çok sayıda tartışmalı politikanın mimarı Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan, AKP aklı bunu hâlâ idrak edememiş gibi. Tek adam ve tek parti sultasına dur diyen 7 Haziran seçimlerinin çıkardığı yeni tabloyu ve AKP’nin şu anda ülkeyi geçici olarak yönettiğini göz ardı ederek, dış politikada yeni radikal hamleler peşindeler.

Neymiş efendim? Suriye sınırımızın öbür yanı IŞİD’in ve PKK uzantısı PYD’nin kontrolüne geçiyormuş, o nedenle askerî müdahale ve hatta işgal gerekiyormuş. Öncelikle, ‘O çok övündüğünüz stratejik zekânız nerdeydi? Bu şartların oluşmasına ferasetsiz politikalarınızla katkıda bulunmadınız mı?’ diye sorarlar adama. Neyse ki uluslararası hukuku zorlayan böyle bir askerî müdahaledeki büyük güvenlik ve diplomasi risklerini gören ordu ve Dışişleri bürokrasisi frene basıyor. Yoksa bu çılgın neo-ittihatçı kafa giderayak Türkiye’yi Suriye’de bataklığa sokacak.

Savaş, devletlerin bazen başvurduğu bir yoldur. Diğer tüm seçenekler tükendiğinde, halk adına parlamentoyla istişareler sonucu, müttefiklerle de mutabık kalınarak, belki göze alınabilir. Ancak, hükmünü yitirmek üzere olan, arkasında ne uluslararası camia ne de Meclis desteği bulunan bir icra kadrosu ile değil. Hele içte ve dışta derin bir güven bunalımı yaşıyor, niyetleri ciddi şekilde sorgulanıyorsa. Sahi, Erdoğan gibi uluslararası toplumda son derece antipatik bir şahsın emriyle ordunuza ‘Suriye’ye yürü’ emri verdiğiniz zaman arkanızdan kaç ülke gelir? En yakın ortak ve müttefiklerinizi dahi ikna edemezsiniz. Nitekim ABD’den gelen sinyaller de o yönde.

WASHINGTON DESTEK VERMİYOR

ABD’nin IŞİD’le savaşına gönülsüzce pasif destek veren Ankara, şimdi Washington’dan kendi askerî müdahalesine destek umuyor ama nafile. Evvela, Washington’da Erdoğancı kadroların IŞİD’le aralarına net bir mesafe koymaya hazır olmadığına dair ciddi ve haklı şüpheler var. Bunlar bir kısım Cumhuriyetçiler tarafından daha yüksek sesle ifade ediliyor ama yönetimde ve Kongre’nin Demokrat mahfillerinde de yaygın. İkincisi, sınırda bir PYD koridoru oluşmasını önlemek istediğini gizlemeyen Ankara’nın paşa gönlü olsun diye, ABD şu anda Suriye’de kendine en yakın partner olarak gördüğü Kürt grupları yabancılaştırmak istemiyor. Özellikle Amerikan ordusu buna çok karşı. Artı, Beyaz Saray Ankara’nın tampon bölge fikrine askerî, finansal ve diplomatik risk ve maliyetlerinden dolayı uzun süredir destek vermiyor. Suriye’deki global oyunculardan Rusya’yla, nükleer pazarlıklar yürüttüğü bölgesel güç İran’la Türkiye için papaz olma meraklısı değiller.

Beyaz Saray’a yakın düşünce kuruluşu CAP’in uzmanı Max Hoffman imzasıyla yayınlanan ‘Türkiye Kuzey Suriye’deki Kürt Kazanımlarından Memnun Olmalı’ başlıklı analiz, Obama yönetiminin düşünce ve hissiyatına önemli ölçüde tercüman oluyor. Hoffman analizinde Ankara’yı kalıcı bir Kürt oluşumu korkusunu üzerinden atıp Kürtlerin IŞİD karşısındaki başarılarının Türkiye’ye de getirilerine odaklanmaya davet ediyor. Hoffman’a göre Tel Abyad’ın Kürt kontrolüne geçmesi dahil son gelişmeler şu nedenlerle Türkiye’yi memnun etmeli: Türkiye-Suriye sınırı muhkemleşiyor, IŞİD zayıflıyor, ılımlılar güçleniyor, Suriye PYD’si bağımsızlık peşinde değil ve Suriye’deki Kürt otonomisi PKK’yla barış müzakerelerini baltalamaz.

SINIR DEĞİŞİKLİĞİNE VİZE ZOR

Başta Erdoğan, Ankaralı resmî ağızların PYD karşıtı çıkışları, Suriye’de Kürt devleti kurulmasına ramak kalmış gibi hava oluşturulması ve ayyuka çıkan ABD ve Batı odaklı komplo teorileri, muhtemel bir askerî müdahaleye kamuoyunu hazırlamak amacıyla uygulanan psikolojik savaşın parçası. Durumun ciddiyetini görmüş olsa gerek ki, ABD’nin Washington Büyükelçisi John Bass, iktidar sözcüsü Star Gazetesi’ne röportaj vererek bölgede sınır değişikliği ve bağımsız devlet oluşturma stratejileri olmadığını izaha çalıştı.

ABD, bir global güç olarak zorlama sınır değişikliklerine prensip olarak karşı. Özellikle Ortadoğu gibi demografik çeşitliliği fazla, gerilimi yüksek, karışanı çok ve uzlaşma kültürü zayıf coğrafyalarda sınır değişiklikleri ABD’nin de başını ağrıtacak uzun süreli ihtilaflara davetiye çıkarmak demek. Washington, aşırı özgüvenli bulduğu Kürtlere de bağımsızlığa sıcak bakmadığını çeşitli yollarla bildiriyor. Mevcut sınırlar içinde daha federatif ve otonom yapılara ise olumlu yaklaşıyor.

ABD’YE GÖRE HİZMET TERÖRİST DEĞİL, ‘DİNİ HAREKET’

Erdoğan ve ekibinin ABD nezdinde ikna gücü ve güvenilirliğinin dibe vurduğunun bir delili de ABD Dışişleri’nce hazırlanan 2014 dünya insan hakları raporu. Raporun Türkiye kısmı, AKP’lilerin tüm telkinlerine rağmen Washington’da 17-25 Aralık’ın ‘darbe’ olarak görülmediğini ortaya koydu. Raporda hükümetin dosyaları kapattığı, delilleri yok ettiği, soruşturmayı açan savcıları açığa aldığı, binlerce polis ve savcının yerini değiştirdiği kaydedildi. Siyasallaştırılmış yargı eliyle şüphelilerin ‘dokunulmaz’ kılınması, yeni kurulan sulh ceza hakimliklerine hükümet yanlıların atanarak ‘olağanüstü yetkiler’le donatılması eleştirildi. AKP’lilerin ABD’den ‘terör örgütü’ muamelesi yapmasını istediği Hizmet’in sempatizanları ise raporda ‘Bir Türk İslam alimi tarafından başlatılan Sünni temelli bir dinî hareketin mensupları’ olarak tanımlandı. ABD’nin daha önce yayınlanan dünya terörizm raporunda da ‘cemaat’ten bahis yoktu.

Türkiye, yurtta ve dünyada inandırıcılığı düşük, gidici bir ekibin iç siyasî saikli ve maceracı dış politikasına mahkûm edilemez. Türk Silahlı Kuvvetleri, Erdoğan’a ‘Başkomutan’ unvanı kazandırma aracı olarak kullanılamaz. Nokta.

Write a comment

No Comments

No Comments Yet!

Let me tell You a sad story ! There are no comments yet, but You can be first one to comment this article.

Write a comment

Only registered users can comment.